"Arathorn oğlu Aragorn'dur kendisi," dedi Elrond; "Nesiller ötesinden, Minas İthil’li Elendil'in oğlu İsildur'un soyundan geliyor. Kuzey'deki Dúnedain'in Reis'i; o halktan çok az insan kaldı artık."
“Tehlikeliymiş!” dedi Gandalf. Ben de çok tehlikeliyim: Karşına çıkabilecek en tehlikeli şey üstelik, Karanlıklar Edendisi’nin tahtı önüne canlı olarak götürülmekten gayri. Sonra Aragorn da tehlikeli, Legolas da tehlikeli. Tehlikelerle sarılmışsın Glóin oğlu Gimli; çünkü sen de, kendince tehlikelisin.
"...Efsanelerde mi, yoksa, gün ışığında yeşil toprak üzerinde miyiz?"
"Bir insan her ikisinde de olabilir." dedi Aragorn. "Çünkü bizler değil, bizden sonra gelecek olanlar yaratacaklar zamanımızın efsanelerini. Yeşil toprak mı demiştin? Gün ışığı altında yeşil toprak üzerinde yürüyorsunuz belki ama o da kudretli bir efsanenin konusudur aslında."
”Kadim dünyadan gelen bir kötülüğe benziyordu, daha önce böylesini hiç görmemiştim,’dedi Aragorn.’Hem bir gölgeydi, hem de ateş; güçlü ve korkunçtu.’’Bir Morgoth Balrog’uydu,’dedi Legolas;’Karanlık Kule’de oturan Tek’ten sonra elf afetlerinin en ölümcülü.”
”Gruptakilerin her biri içeri girdikçe isimleriyle kibarca karşıladı.’Hoş geldiniz Arathorn oğlu Aragorn!’dedi.’Dışarıdaki dünyanın sekiz ve otuz yılı geçti siz bu topraklara geleli, üzerinizde bu yılların ağırlığı görünüyor. Fakat ister hayır ister şer olsun, sona az kaldı.”