İradeleri sıfırlanmış, geleceğe doğru gelişme yeteneklerini yitirmiş bu insanlar, herhangi bir sarsıntı onları alıştıkları yerden koparıp başka bir yere attığında, hiçbir şey yapmıyor ve dağdan kopan bir kaya gibi yuvarlanıp gidiyorlardı. Köhnenmiş, ömrünü tamamlanmış gerçeklikler mezarlığındaki postlarına; geçmişe değğin anılarına, zulme ve acı çekmeye duydukları hastalıklı tutkularına ölümcül bir şekilde bağlanmış bu insanların hayatlarından zulmü, acıyı çekip aldığınız zaman, geriye hiçbir şey kalmamışçasına boşalıp hafifliyorlar ve güneşli bir günün bulutları gibi belli belirsiz bir esintiyle gökyüzünde yok olup gidiyorlardı.
İnsanlar buraya çıplak değil, giyinik gelirler... giysilerin altında nasıl bir insan bulunduğunu kimse bilemez. İnsan yalnızca evinde apaçıktır, olduğu gibidir. Bir insanın evinin dört duvar arasında nasıl yaşadığını sen nereden bileceksin?
Her şey, soğuk ve usanç verici bir can sıkıntısıyla soluk alıp veriyor... ve bu can sıkıntısı, mavi bir duman halinde bacadan yükselip gökyüzünün kurşuni, alçak boşluğunda yüzüyor.