• Yılmaz Özdil'in Mustafa Kemal kitabı koleksiyon yapacaklar için deri kaplama olarak 1881 adet basılacak, 2500 TL fiyat etiketi ile satılacak.

    *

    Bu fiyata kitap olur mu?

    Serbest piyasa. Arz / Talep, paran varsa al yoksa ucuz olanı al. Bunun bilincindesin zaten. A101 den almak da senin seçimin, Gurme Marketten almakta senin seçimin. Amacın xyz yemek, hangisini tercih edeceğin senin damak tadın ve bütçenle ilgili. Yanlış bir örnek değil sanırım?

    *

    Mustafa Kemal adı kullanılıyor mu?

    Kimler kullanmadı? Yılda ne kadar Atatürk ile ilgili kitap basılıyor ve satılıyor biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabi ki. Araştırın, o zaman dönen ticareti tek bir yazara indirgemezsiniz. Linç mantığı her yerde.

    *

    Yılmaz Özdil çok para kazanıyor, bu haksızlık ama. :)

    Sayın okurlar, evinizde oturup yaptığınız tek şey tüketmek. Eleştirmek sosyal medya ile bir hastalık haline geldi, hepimizde var. Seviye 1 olan, punisher34 kullanıcı adı ile seviye 5 i bilgisizce istediği gibi eleştiriyor ya da eleştirdiğini sanarak sadece hakaret ediyor.

    Yılmaz Özdil'in yazdığı yazılar yüzünden ödeyeceği tazminat rakamı senin yaşamın boyunca çalışıp kazanacağından fazla. Ölüm tehditleri, içeri girip çıkamama durumu da malum ortada. Bu adam hem iktidarı hem de muhalefeti çoğunlukla alt yapısı sağlam bilgilerle eleştiriyor. Ve bu insanlar para kazanmasın, parasızlıktan aç kalsın ölsün gebersin ki sen mutlu ol. :) Ne kadar tazminat vs ödeyeceği falan seni ilgilendirmiyor, bundan sanane değil mi? Evet, sanane. O zaman 2500 TL'ye kitap satar, bundan da sanane, değil mi? Evet, sanane. :)

    *

    Kitapta kaynakça yok, bu fiyata satılamaz! Acaba?

    Bak sevgili okur, Mustafa Kemal'i anlatan bir çok kitabın temel kaynağı Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref ve Şevket Süreyya'nın kitapları ve yazılarıdır. Yabancı yazarlar dahi bu isimlerden yararlanır. Kötü bir şey yazmak isteyen de Armstrong'un kitabına atıf yapar. Kısacası kitapta kaynakça kullanmaması kendi tarzıdır. Bilinmeyen bilgilerden çok, bilinenlerin Özdilce anlatımıdır. 1000 sayfalık Atatürk kitabı okumak da tercihindir, bu kitabın normal edisyonlarını okumak da, 2500 TL olanını da. 100 sayfalık kaynakça ayrılan kitapların yaprağını çevirmeyecek kişiler kaynakça soruyor. Bu da işin komik olan kısmıdır. Çünkü konu sürü psikolojisidir.

    *

    Yılmaz Özdil'in Mustafa Kemal'i başarılı mı?

    Evet, başarılı. Neden?

    Dışarıdan bir gözle bakan konuyla alakasız bir insan kitabın satış rakamını, normalde tek başına başarı sayar. Çok sattı, rekor kırdı. Bu bir gerçek. Ama asıl başarısı şu oldu.

    Twitter üzerinden kitabı paylaşan insanların paylaşımlarına bakar ve yorumlarını okursanız, uzun kuyruklarda kitabını imzalatmak için saatlerce bekleyen insanlara bakar ve okuyanlar da bıraktığı etkilere dikkat ederseniz başarılıdır ve amacına ulaşmış bir projedir.

    Bu saydıklarımız başarı için yeterli mi veya bu kitabı okuyan kişiler Mustafa Kemal'i gerçekten anlar ve tanır mı?

    HAYIR.

    Bu kitap, kitap almayan insanlara dahi Mustafa Kemal'i okuttu. İşte bu gerçek başarıdır. Herkes kendisini Atatürk uzmanı zannediyor ve ufak bir zumre ile birlikte yandaş medya taraftarları kitabı eleştiriyor. Aslında ikisinin eleştiri tarzı ve yöntemi aynı. O zaman aynı paralelde buluşmuşlar. Ne mutlu onların adına. Özdil uzman bir tarihçi değil, gazeteci / yazar ve konunun uzmanları arasına adını yazdığınızda etki bırakmaz ama o uzmanları bu halk tanıyor mu? Tanımıyor, sorun orada...

    *

    Kitabı ya da Yılmaz Özdil'i eleştirmek yanlış mı?

    Hayır, tabi ki yanlış değil. Satılan bir ürün hakkında yorum yapmak herkesin hakkıdır. Gizli bir şey değil sonuçta. Yanlış olabilecek durum şudur. Ukalaca, dalga geçerek, çok bilmişlik taslayarak ve sürekli ticari konulardan gem vurarak yorum yapanlar bir yerde yanlış yapıyor. Çünkü, eleştirmek dediğimiz şey, argümanlarla yapılır ve karşı tarafın yaptığı şeyi çökertmeye çalışır tezler atar ya da yanlış olan şeyleri net olarak ortaya döker. Eleştiri adı altında yapılan şeylerin seviyesi 0-6 yaş grubuna bile girmez maalesef. Kendi kendilerine bir şeyler yapıyorlar. Ne yapıyorlar bilmiyorum.

    *

    Benim kitap hakkında ki fikrim nedir?


    Mustafa Kemal'i farklı tarzda okumak isteyen okurların ya da hiç Mustafa Kemal okumamış, tuğla biyografilerden korkan okurların Mustafa Kemal ile tanışma kitabı olabilir. Merak uyandırıp, araştırmaya daha fazla bilmeye itebilir. Kendi başına kısa tanıtım gibi bakılabilir. Çok bilmişlerde değil de öğrenmek için bir kıvılcım arayanlara aradıklarını verir. Başlangıç için idealdir derim.


    Paranız varsa; Kaynak Yayınlarının 30 Ciltlik "Atatürk'ün Bütün Eserleri" ni alabilirsiniz. Büyük bir çalışma ve emek ürünüdür. Gerçekten okumak istiyorsanız, almalısınız. Yoksa Yılmaz Özdil'i sabaha kadar yapıcı ya da yıkıcı şekilde eleştirin elinize hiçbir şey geçmez. Çözüm üretin, daha iyisini yapın. Rica ediyorum yapın biz de görelim.

    *

    Kendi fikirlerinizi istediğiniz şekilde yoruma belirtebilirsiniz. Konuya mantık açısından yaklaşılması gerekiyor. Bu sistemde kimin kim hakkında yazdığı, ne kadara sattığı kimseyi ilgilendirmez. Almazsın, amacına ulaşmaz. Yapabileceğin tek şey bu. Kimse senin keyfine göre bir şey yapmaz sevgili okur. İsterse 5000 TL yapar, isterse 10000 TL.

    *

    Yazdığım yazı Özdil'i savunuyor gibi durabilir. Hayır, konu savunmak değil, biraz mantık ile konuya yaklaşmak ile ilgili. Herkes kendisini otorite sanıyor, herkes bir şeylerin kendince hakkı olduğunu savunuyor, hakaret etmenin, itham etmenin, parmak ile göstermenin hakkı olduğunu sanıyor. Bu hepimizin sorunu. O yüzden bu yazıyı yazdım. Yoksa Özdil'i tanımam etmem, milyonlarca yorum yapan insanı tanımam etmem.

    Özgürlük dediğiniz şey, bir yayınevinin fiyat politikası içinde geçerlidir ve onları ilgilendirir. Alırsınız ya da almazsınız. Atatürk'ün kullanılması konusuna gelirsek, ilk önce o çenenizi bir kapatın derim. Çünkü, buraya gelene kadar daha nice yaşanmış olaylar ve durumlar var. 1938 den bugüne neler yapılmadı, sesiniz çıkmadı sevgili halk. Birisi 2500 TL ye kitap satacak diye kafayı yediniz. İlk önce oraları halledin, sonra buralara bir şeyler dersiniz.

    Saygılarımla.


    *22.01.2019*Yoruma yazdığım yazıyı da ekliyorum. *

    Özdil bugün 1881 başlıklı bir köşe yazısı yazmış. Sizinle paylaşmadan önce bir kaç kelam daha edeyim istedim.

    *

    Kitabın içeriği benim yazdığım yazı ile bağımsız bir durum. Okuyanın takdirine göre değişir.

    Kitabın satış fiyatını etkileyen bir çok unsur var onları da sıralamış Özdil ben orada da değilim. Özel tasarımlar, özel kağıtlar, kitabın ağırlığı, yazı tipi vsvsvs bir çok ilkten bahsetmiş, ben bunları da es geçiyorum.

    Şimdi herkesin bir bütçesi var. Hadi marka isimleri vereyim. Kimisi DeFacto, kimisi Zara, kimisi Armani giyinir. Mantıken hepsi giysidir. "basic" bir tişörtü 10 TL ye de alabilirsin, 100 TL ye de, 1000 TL ye de değil mi? Bu seçimi yaparken bir sürü kıstasın var ama en önemlisi para kısmı. Paran varsa zaten en pahalısını alırsın vs.

    Özdil'in kitabının da 20 liraya alabileceğin 30 liraya alabileceğin ve 2500 TL ye alabileceğin fiyatları var. Şimdi bu durum seni neden geriyor? Konu Atatürk mü? Gerçekten Atatürk mü yahu? Atatürk bu kadar önemliydi de 2500 TL lik kitapla mı aklınıza geldi? Sırf çok sattı diye sırf Özdil gazeteci diye sırf kaynakça kullanmadı diye bu o kadar kötü bir kitap mı? Hatta paçavra diyen var. Senin kitap yakanlardan farkın ne yahu? Zihninde bunları söyleyen çakmağı da çakar. Herkes tarihçi oldu çıktı ülke de tebrik ediyorum. Alkışlıyorum.

    Özdil ve kitabı zerre umurumda değil. İnsanların basit bir konuyu anlayamamaları komik. Özel koleksiyon adı üzerinde, ÖZEL. Al ya da alma bu hakaret etmeni gerektirmez.

    İster oku ister okuma, ister al ya da alma gram umurumda değil. Özdil de değil.

    Müjdat Gezen kitap çıkarmış. Bunu da kullanıyormuş. Yahu kullanır. Sen alık mısın? Sana mı soracak? Kusura bakmayın ama Yunan metinlerine ve düşünürlerine bir bakın bakalım nasıl kitap çıkarmışlar? O zaman nasıl yazmışlar? Cicero nun kellesi nasıl gitmiş? Bu söylediğiniz şeylerin hepsi kitap dünyasında var. O zaman değerli görülmeyen yazıları şimdi biz değerli görüyoruz. Bilmeden konuşan ciddi anlamda sizlersiniz. Fanusun içinde nasıl bir mutluluk yaşıyorsunuz siz?

    Kadıköyde bir sahafın vitrininde özel baskı ve boyutlarda kitaplar var. Gidin sorun bakalım fiyatlarını ne diyecek size? Ağzınız açık kalır. Liberta nın yukarısına doğru çıkın 20 metre ileride. Yanında retro gözlük satan bir yer var. Gidin sorun lütfen.

    Karşı görüşte olan kişilerin fikri saygı duyulacak durumda ise duyarım değilse o da gram umurumda değil.

    Atatürk imzalı giysiler, sömürü değil.
    Tabak çanak, sömürü değil.
    Filmler, belgeseller, sömürü değil.
    Kalemler, saatler, sömürü değil.
    Yabancı yazarların Atatürk kitapları, sömürü değil.

    Ama Özdil'in Mustafa Kemal kitabı sömürü öyle mi? Ve siz gerçeği görüyorsunuz öyle mi? Ben körüm görmüyorum? :)

    Helal olsun Özdil e ne diyim. Yıl olmuş 2019 gündem hala her gün Atatürk. Sömürüyormuşsun sömür ne diyim?

    Buyurun köşe yazısı... İster ciddiye alın okuyun ister okumayın, sizin bileceğiniz iş. İsterseniz de palavra diyin. Siz ne anlıyorsanız, yazılanlar o kadardır.

    https://www.sozcu.com.tr/...tter_impression=true
  • 132 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Namaz hakkında hala bilmedikleriniz var ise bu kitabı yanınızdan ayırmamanızı tavsiye ederim. Namaz nasıl kılınır değil neden kılınır sorusunun cevabını arayanlara..
  • 96 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Hikayemiz Belçika'nın 3 yerel bölgesinden biri olan Flandre'nin Quiquendone kasabasında geçiyor. "Bu kasabayı hiç duymamışsınızdır" diyerek sevgili yazarımız Jules Verne okuyucuyu uyarıyor. Kentin 8 - 9 yüzyıllık geçmişi olmasına rağmen haritalarda yer almadığını ama kanlı canlı bir kent olduğunu söylüyor.
    Tamam biraz abartmış olabilirim çünkü canlı kısmı bu kent halkı için en son söylenecek söz. Kentin belediye başkanından tutun da beşikteki bebeğe, sokaktaki hayvana, tarladaki bitkiye kadar tüm canlılar; fazlasıyla ağırkanlı, soğuk, sakin ve bırakın taşkını neredeyse hiç arzusu olmayan varlıklar ta ki, Doktor Ox ve yardımcısı kente gelene kadar. Elektriği olmayan kasabaya elektrik getirme vaadi ile gelen doktor başka ne yenilikler, ne değişimler getirecektir kasabaya? Eh biraz da hareket ve heyecan.
    Okuyucuya takılarak esprili bir uslüp kullanan yazar, kısa ama etkileyici ve farklı bir eser meydana getirmiş. Çok kısa sürede ve kolay okunan bir kitap. Öyle fazla altı çizilecek cümle olmasa da kısa, hicivli ve farklı bir konu arayanlara tavsiye olunur.
  • "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen; merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”
    Galip Dede'den daha iyi özetleyen biri olamazdı sanırım. Hayatı çerçeveye sızan boşluklarda arayanlara, muamma kavramların içini doldurarak kendi öznesini baştan yaratan insanlara ve tabi hakkıyla kendini bilmeyenlere..
  • 984 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Objektivizmin kült eserdir kendileri. Any Rand tarafından ortaya atilmis insanı kendi mutluluk ve ahlak degerlerini olusturarak gerektiginde tüm dünyaya karsi kahramanca yasamasi gereken soylu bir varlik olarak gören,üretim basarilarini kisinin en büyük eylemi ve erdemi sayan kollektivizm karsiti bir felsefedir.
    Kitaptaki karakterler bu doğrultuda akar gider. Bencillik ön plandadır. Olay örgüsü sağlam.Farklı bir bakış açısı arayanlara önerdiğim eserler arasında.
    Okurken çok zevk alarak bir sonraki sayfayı merak ederek okudum sadece orta bölümde biraz durgun gitti onun dışında akıcı.
  • 162 syf.
    ·4 günde
    Masallar; gerçek hayatta masal olamayacak kadar gerçektirler, yaşamın kaskatı, soğuk gerçekliğinde...

    Dokuz Anahtarlı Kırk Oda’dan sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Okuması zor, bazen sıkıcı, ama güzeldi. Bol acılı adana gibi. Bol acılı gerçekleri okudum.

    Ankara’da bir sahil lokantası ve ankaralı rumlar. Hedda Gabler, babasından kalan piştovları satan mutsuz bir kadın ve daha başka kadınlar, kadın olanlar ve kadın olamayanlar.. Yedi cücesiz Pamuk Prenses, yüzyıllık Uyuyan Güzel, başlayamamış, geç başlamış, bitememiş veya alışılageldikten farklı bitmiş masallar. Dokuz hikayeden oluşuyor kitap. Birbirinden kurgu olarak farklı ama mesaj olarak bağlantılı dokuz hikaye.

    Kitaplarla dolu kütüphane rafları birden sağlı sollu tren kompartımanlarına dönüşüyor, kadın şiir okuyor, kitap yazıyor, pencereden hayatını izliyor.. Karakterler giriyor, başkaları çıkıyor, kimisi hiç giremeden kayboluyor, kimisi hikayenin içinde hapsoluyor, bazısı yok oluyor. Amansız, geç kalınmış sevdalar okuyoruz.

    Eleştirisel bir eser ortaya koymuş Mungan, hayatı, toplumu, dayatılan sahtelikleri ve ıskalanan gerçekleri, yaşadıklarımızı ve yaşa(ya)madıklarımızı anlatmış. Klişe masallara farklı yorumlar katmış, onları hayata katmış, böylelikle çirkinleştirmiş, gerçekleştirmiş. Gerçek de çirkin değil mi zaten? Hayatlara alışılmadık sonlar biçmiş, tanıdık ama başkalaşmış karakterler yaratmış.

    Sosyolojik, psikolojik ve kültürel dogmalara karşı eleştirisel çalışmış, bir çok aykırı ama düşününce haklı fikirler ortaya koymuş. Eleştirdikçe eleştirmiş, vurmuş kırbacı kör, bağnaz topluma.

    Nitekim okuması zahmetli ama zihnen besleyici, daha çok soyut, az fantezi, çok gerçekçi, bilgi konusunda besleyiciliği olmayan, ama fikir bağlamında zengin, roman havasında masalımsı hikayelerden oluşan, kısa ve okunası bir eser.

    Eleştirilerime gelecek olursak:

    İlk olarak kitaba editör eli değmemiş, 18. baskı, Murathan Mungan, Metis, ama yazım ve imla hatalarından, anlam bozukluklarından geçilmeyen bir kitap.. Yazar kafasının içini yazıya dökmüş, kurallara takılmamış. Tamam önemli olan fikir, ama editörden geçmeli bir kitap, başka türlü okuyucuya saygısızlık bu. Yakıştıramadım, ne yazara ne de yayınevine. Müşteri, yani okur velinimet değil mi? Yok saymak, bozuk metinlerle dolu bir kitap vermek okura ne demek? Hayır, bu kabul edilemez. Bir edebiyatçının dil bilgisini, imlayı yok sayması kabul edilecek bir şey değil..

    İçeriğe gelecek olursak, sonları bağlanmamış hikayelerin. Ne kadar farklı bir hava katsa da bazen sıktı hikayelerin tutarsızlığı. Zor cümleler, arka arkaya saydırılmış, birbirine bağlanmamış fikirler. Tekrarlara sık düşülmüş, konularda derinlere inilmiş ama orda öyle bırakılmış, okuyucuyu arafta bırakmış bitirmiş hikayeleri, cümleleri, fikirleri.

    Bütün olarak güzel bir kitap, bolca eleştiri, bolca hayatın içinden, ara sokaklardan manzaralar.. Okunabilir, farklı ve zengin, ama eksisi de çok.
    Farklı bir okuma arayanlara tavsiyem.

    Okuyacak olanlara iyi okumalar. :)
  • 184 syf.
    ·21 günde·9/10
    Kitabın uslübü bazılarına göre biraz ağır olsa da, her insanın okuyup kavraması, anlaması, yorumlaması, üzerine iyice kafa yorması gereken bir eser. Düşünmek yolda olmaktır ilkesiyle Hz. insanı arıyor. Bu-ara-da ol-mak'ı çok iyi bir şekilde tasvir etmiş. Kendini arayanlara tavsiye ederim. İyi okumalar.