"Bence hiçbir aşkı tamamen silemezsin. Zira bir ateş sönmeye yüz tuttuğunda bile korları için için yanar."
"Ama sonunda sönerler ve geriye küller kalır."
Gwyn sırtını dikleștirdi. Mavi siyah gözlerini ona dikti. "Hiç aşık oldun mu?"
Diana bașını iki yana salladi. Hafifçe ürperdi. Bir beklentisi vardi ama ne olduğundan emin olamıyordu. Ve belki biraz da korkuyordu. "Böyle değil." Nedenini söylemek istedi ama dili tutulmuștu sanki.
"Yazık," dedi Gwyn. "Senin tarafından sevilmek büyük bir onur olurdu."
"Konsey'in iznini almadan peri yakalamakla ilgili bir yasak vardır eminim," dedi.
"Lex malla, lex nulla," dedi Julian. Bu Blackthorn'ların aile sloganıydı: Kötü bir yasa, yasa değildir.
"Diğer ailelerin sloganları ne acaba?" diye sordu Emma. "Aralarından bildiklerin var mı?"
"Lightwood'larınki, niyetimiz iyi."
"Çok komik."
Julian ona baktı. "Şaka değil. Ciddiyim."
"Ya Herondale'ler? Sert görünürüz, ama endişeliyiz mi?" Julian omzunu silkti. "Soyadını bilmiyorsan, muhtemelen bir Herondale'sindir."
Emma güldü. "Carstairs'lerinki ne?" diye sordu Cortana'ya vurarak. "Kocaman bir kılıcımız var, olabilir mesela. Ya da, kör bıçaklar ezikler içindir."
"Morgenstern'lerinki, kuşkun varsa, bir savaş çıkar."
"Şuna ne dersin? Tarihimizde birine bir iyilik yapan var mı?"
"Fazla uzun. Ama kesinlikle çok uygun."
Kıkırdamaya başladılar.
"Okaliptüs kokuyorsun," dedi Julian ona bir çatal uzatırken.
"Banyoda okaliptüslü bir duș jeli buldum." Emma yumurtasından bir lokma aldı. "Malcolm'ın galiba. Seri katillerin de duş jeli kullanabileceği hiç aklıma gelmezdi."
"Pis büyücüleri kimse sevmez."
Emma göz kırptı. "Birileri seninle ayn fikirde olmayabilir."
"Yorum yok," dedi Julian kızarmış ekmeğine fıstık ezmesi ve Nutella sürerken.
Yan dönüp parmaklarını kurtarmaya çalışıyordu ki, dengesini kaybetti ve pat diye yere yuvarlandı. Bu sırada istemsizce bir küfür savurdu ve Julian tabii ki uyandı. Yatağın kenarından hayretle ona baktı.
"Ne yapıyorsun?"
"Sabahları yataktan yuvarlanmak sürpriz saldırılara karșı tetikte olmanı sağlıyormuş," dedi Emma parkelerin üzerinden.
"Öyle mi?" Julian doğrulup gözlerini ovușturdu. "O sırada küfretmek hangi özelliğini geliştiriyormuş peki?"
"Ah. O tamamen bana özgü bir katkıydı."