"Kısmet dedim ya," diye sözümü kesti, "hayatta her şey kısmetse olur. Bunu bir tek ahmaklar göremez. Ben şimdi, Londra'nın keyfini çıkaran mutlu bir adam olacağıma, uygarlığın dışına itilmiş bir adam olarak neden buradayım? Sırf –on bir yıl önce– sisli bir gecede kısa bir süre aklım başımdan gittiği için."
Canım karıcığım. Dün gece radyoda dinledim: Yahya Kemal ölmüş. Büyük şair. Hocalarımdandı da, hem de çok şey öğrendiğim hocalardan. 73 yaşındaymış. Bir hayli zaman uyuyamadım. Yahya Kemal gençliğimdi biraz da. Büyük şair, usta. Telgraf çekeyim dedim... Kime? Ne tuhaf şey ne garip hâldeyim, Yahya Kemalin ölümünden duyduğum acıyı, halkıma bildirmek için telgraf çekecek adresim yok. İşte böyle. Havalar bu sabah açtı. Günlük güneşlik. Senaryoya başlıyacağım. Kafam bom boş, yüreğim keder dolu ağzına kadar, böyle bir ruh hâliyle senaryo yazmağa başlamak nasıl olacak bilmiyorum, ama başkaca çarem de yok, çalışmak lâzım, yaşamak için değil, unutmak için, dalıp dalıp gitmemek için, düşünmemek için kötü kötü. İşte böyle gülüm. Kusura bakma, senden uzaklık, sensizlik başta, muhacirlik, hattâ benimkisi gibi kardeş evinde de olsa, sevdiğim, inandığım bir dünyada da olsa, yazdımdı ya, ölümden beter. İşte böyle, ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır. Rahmet Yolları Kesti'nin Fransızcasını aldım. Hasretle.
Nâzım