Çok fazla hissediyorum. Yine. Konuşmak istiyorum ama yine fazla olacağım. Konuşmayacağım bu sefer de bundan otuz yıl sonrasında demans olacağım. Artık çok sıkıldım. Bu rutinlerden ve rutin olmayanlardan, her gün birbirinin aynısı, ve kimsenin bu ağırlığı kaldıramadığına şahit olmadım. Tekrar yapmaya başlamak istediğim şeylerin sonu yok ve ben eski halimi çok özlüyorum. Nasıl bu hale geldiğimi düşünüyorum da, sanırım hepsi içimdeki tükenmek bilmez hırs yüzünden oldu. Hiçbir şey değilken daha mutluydum, sıradan bir çocukken. Ve yetişkinliğe sıkıştım. Etrafımda kimse yok, anlaşılabileceğim bir yer yok. Ya da insanları endişelendirmeme kaygısı içime yer edinmiş, keşke kimse için önemli olmasam ve tek başıma olsam, bir turistten fazlası olmayı hiç istemiyorum artık kimsenin hayatında ve buradan nasıl çıkıldığını bilmiyorum. Sevilmenin ağırlığı altında eziliyorum ve biliyorum ki bu sık rastlanan bir durum değil. Kıymet bilmez diyenler olacaktır belki, buna diyecek bir şeyim yok, keşke her an her yerden çekip gidebilecek gücüm olsa. Ama yapıştım bu otuz metrekarelik eve. Suçluluk duyuyorum da bazen, keşke ben de aynı şeyleri hissedebilseydim, keşke ben de sevebilsem sizi beni sevdiğiniz gibi. Ama elimden gelmiyor, ve keşke dürüst olabilsem. Yapamıyorum.
Kızamıyorum. Sevemiyorum. Özleyemiyorum. Yine de, kendime karşı bir tiksinti duyuyorum ve düzenbaz olduğuma dair sarsılmaz bir inancım var. İşler zorlaştığında gidemeyeceğim gibi mutlak bir esarete düşeceğim aklıma gelmezdi.