Bu, bir düş değildi. Bu, bir düş olmayan hayatı, yaşamayı sevmesi gerekliydi. Sevecekti. Benimseyecekti. Bu aşksız dünyaya alışacaktı. Hayat zorla ona kendine uygun bir biçim verecekti, kendine yakıştıracaktı. O da girecekti bu biçime. İnsandı sonunda. Suçu varsa buydu. Bu kadarcık bir şeydi. Hayatın üzerinde fazla düşünmeye gelmezdi. Hele büyütmeye hiç...
insanoğlu, hele çağımızın insanı sorumsuz bir yaratıktı. Kopmuştu. Paramparçaydı. Çıkmazdaydı hep. İnançlar, güvenilir bağlar, sistemler, düzenler yoktu. Kişi yeryüzünde tek başınaydı. Anlayıştan, dostluktan yoksun. Her biri başka bir dünyada. Çoğu defa bu dünyalar arasında, hiçbir ilgisi yoktu. Olamazdı. Ne kadınla erkek ne iki dost ne çocukla ana baba arasında. Suç kimdeydi? Buna suç da denemezdi zaten. Şu vapurun içindeki her insanın buna benzer gizli, açıklanmaz nice suçları vardı. Dış görünüşleri aldatmıyordu. İnsanın içi iğrenç bir şeydi. Çıkılmaz bir labirentti.