Tren garlarını sevmiyordu. Garip bir hissiyatı vardı buraların. Tren gitmekti, dönmekti; gitmek isteyip gidememekti, dönmek isteyip dönememekti; dönüp de bulamamaktı, bulup da dönememekti; gidenin ardından bakakalmaktı yahut dönenin gözlerinde kalakalmaktı.
Gar yalnızca trenlerin değil, tüm beşeri duyguların mekânıydı.