Cromwell ve Hobbes arasındaki karanlık ilişki, "devletin matematiği" ve "mutlak otorite" ihtiyacının en kanlı laboratuvarıdır.
Cromwell Kral I. Charles'ın kafasını kesti (1649). Ancak o tek bir kafa, Avrupa’daki tüm "Tanrısal meşruiyet" zincirini kırdı.
İşte Hobbes’un bu dehşet ortamında neden "Leviathan" gibi devasa bir ejderha (devlet) kurguladığını konuşalım.
Hobbes, Cromwell dönemindeki iç savaşı ve o kafa kesme sahnesini gördüğünde dehşete kapıldı. Onun için en kötü şey, otoritesizlik (anarşi) idi. İnsan insanın kurdudur (Homo homini lupus). Hobbes’a göre, eğer tepede mutlak, korkutucu ve tartışılmaz bir güç (Leviathan) olmazsa, insanlar birbirini yok ederdi. "Askeri bürokrasiyi konsolide etme" fikri, Hobbes’ta "tüm yetkiyi tek bir canavarda (devlette) toplama" fikrine dönüştü.
Hobbes, Osmanlı'da ki "Allah'ın dünyadaki gölgesi" dediğimiz Halife/Padişah modelinin seküler ve çok daha sert bir versiyonunu kurguladı.
Leviathan, gücünü Tanrı'dan değil, insanların "ölmemek için" devlete devrettiği haklardan alır. Bu eser, "faşist tabanlı" olarak nitelediğimiz o mutlakiyetçi yapının ilk felsefi manifestosudur. Çünkü Hobbes’a göre, devletin başındaki kişi (veya meclis) haksızlık yapsa bile ona başkaldırılamaz; çünkü başkaldırı iç savaşa, iç savaş ise ölüme (kaosa) götürür.
Hobbes, Behemoth eserinde ise bu "kafa kesme" sürecine neden olan İngiliz İç Savaşı'nı analiz eder. Hobbes burada suçluyu bulur. Farklı dini yorumlar (Püritenler), bağımsızlık isteyen yerel güçler ve tartışmaya açılan kraliyet otoritesi. Osmanlı'daki "mezhep ayrılıkları ve yerel güç odakları (Kavalalı vb.)" analizimizle Hobbes’un Behemoth’taki uyarıları şaşırtıcı derecede örtüşür. Hobbes der ki; eğer fikir birliği (ideolojik homojenlik) yoksa, devlet parçalanmaya mahkumdur.
Cromwell, bir yandan