Vatan, coğrafyanın bize sunduğu bir hediye değil;
Bizim, varlığımızı üzerine inşa ettiğimiz o metafizik temeldir.
Bir toprak parçasına yurt demek, insanın acizliğidir;
Asıl yurt, insanın kendi bilincinin sınırlarını çizdiği,
O dokunulmaz, o aşılmaz ontolojik kaledir.
Sınırlar, zamanın kumdan duvarlarıdır;
Bugün hüküm sürenin, yarın rüzgarla savrulduğu bir oyun.
Oysa vatan, hafızanın o derin, o karanlık mahzeninde,
Atalardan miras kalan o sönmeyen itirazdır.
Hakikatin nerede olduğu mühim değil;
Önemli olan, insanın nerede insan kalmayı başardığıdır.
Dünya bir sürgündür, herkes kendi sınırlarında tutsak;
Kimi vatanını sınırda arar, kimi ise ruhunun o uçsuz bucaksız sessizliğinde.
Bir insanı toprağından sökebilirler,
Dilini yasaklayabilir, adını tarihten silebilirler;
Ama o insanın içinde taşıdığı, o kendine ait olan o büyük vatanı,
Hangi güç, hangi tiranlık söküp alabilir?
Vatan, göğe bakarken hissettiğin o aidiyetsiz özgürlüktür;
Kendi varlığının ağırlığını, dünyanın ağırlığına vuran o sarsılmaz iradedir.
Yurt, bir mülkiyet değil, bir onur mücadelesidir.