İnsan artık konuşmuyor; tepki vermiyor, içtenlik yerini sessiz bir boşluğa bıraktı. Gözler, bakıyor ama görmüyor; dudaklar, kıpırdıyor ama anlam taşımıyor. Ruhun sıcaklığı yerine, alışkanlıkla yürütülen mekanik hareketler var. İnsan, artık kendini hissetmiyor, karşısındakini anlamıyor; duygu, nezaket ve samimiyet, yerini işlevsel bir robotun sessizliğine bırakıyor.
Ve en trajik olan: Bu sessizlik, yalnızca bireyin içini değil, toplumun dokusunu da kurutuyor. İnsan, kendi varlığını unutuyor; küçük bir tebessüm, bir kelime, bir jest, artık değer taşımıyor. İçtenlik yerine programlı davranış, özgür irade yerine alışkanlık, hayatın anlamı yerine ritüel geçiş hâline gelmiş. İnsanlığın özü, artık hissedilen değil, simüle edilen bir sıcaklıkla sınırlı.
Sessizliğin ve ilgisizliğin büyüsü, insanı kendi karanlığına hapseder. İnsan, başka bir insanda kendini ararken, kendi boşluğunda kaybolur. Bu çağ, insan ruhunun kendi elleriyle kendini yok ettiği çağdır; mekanikleşmiş varlıklar, birbirine karşı hissetmeden, sorgulamadan, yalnızca geçer. Ve farkında olmadan, insanlık bir gölgeye dönüşür; varlığı hâlâ sürer ama ruhu artık yoktur.