İnsan dış dünyayı kirli bulur; iç dünyasını ise masum sayar. Oysa en tehlikeli kir, görünmeyendir. Görünen leke yıkanır; görünmeyen leke karakter olur.
İnsan çoğu zaman kötülüğü bir eylem sanır. Oysa kötülük, çoğu zaman bir niyetin sessizce çürümesidir. Henüz söze dökülmemiş bir kibir, henüz davranışa dönüşmemiş bir haset… İşte iç kirlilik tam burada başlar: Görünmeden, itiraz edilmeden, meşrulaştırılarak.
İç temizlik, iyi görünmek değildir. İyi görünmek, başkalarının gözünü hesaba katmaktır. İç temizlik ise kimsenin görmediği yerde kendini tartabilmektir. Alkışın olmadığı yerde doğru kalabilmektir. Çünkü insan en çok yalnızken kim olduğunu gösterir.
Bir insanın kalbi kirlenince ilk bozulan şey adalet duygusudur. Kendine karşı merhametli, başkasına karşı acımasız olur. Kendi hatasını “şartlar” ile açıklar; başkasının hatasını “karakter” ile yargılar. İşte bu çifte ölçü, ruhun pasıdır.
Temizlik burada başlar:
Kendine uyguladığın anlayışı başkasına da uygulayabildiğin an.
İç temizlik acıtır. Çünkü insan, kendini masum görmek ister. Oysa masumiyet korunarak değil, yüzleşilerek kazanılır. Kendi içindeki karanlığı inkâr eden, onu büyütür. Kabul eden ise onu dönüştürür.
İnsan bazen haklıdır ama temiz değildir.
Haklı olmak, ruhu arındırmaz. Haklılık bazen egoyu besler. Temizlik ise egoyu inceltir. Bu yüzden iç temizlik, kazanmak değil; fazlalığı bırakmaktır.
Bir kalp ne zaman kirlenir?
Başkasının düşüşünden gizlice zevk aldığında.
Bir iyiliği karşılık bekleyerek yaptığında.
Doğruyu, işine geldiği sürece savunduğunda.
Ve bir kalp ne zaman temizlenir?
Kendi karanlığını başkasının üzerine atmaktan vazgeçtiğinde.
İyiliği sessizce yapabildiğinde.
Yanlışını savunmak yerine düzeltebildiğinde.
İç temizlik bir anlık bir aydınlanma değildir. Her gün yeniden seçilen bir dürüstlüktür.