“Erdemin olmadığı yerde ahlak yoktur. Ahlak, erdeme bağlandığında merhamet ve adalet güçlenir.” Bu söz, insanın yalnızca kurallarla değil, karakterle değer kazandığını ifade eder. Ahlak, dışarıdan dayatılan normların ötesinde, insanın iç dünyasında kök salmış bir bilinçtir. Eğer erdem yoksa, ahlak yüzeyde kalan bir davranış biçimine dönüşür; kişi doğruyu yapıyor gibi görünse de, içsel bir iyilik taşımıyorsa bu tutum kalıcı olmaz. Bu düşünce, özellikle Aristoteles’in erdem etiğinde vurguladığı gibi, iyi bir yaşamın ancak iyi bir karakterle mümkün olduğunu hatırlatır. Erdem, insanın vicdanını diri tutan ve davranışlarına anlam kazandıran temel güçtür.Ahlak kendini erdeme bağladığında
ise merhamet ve adalet soyut kavramlar olmaktan çıkar, insanın varoluşunun ayrılmaz parçaları hâline gelir. Merhamet, başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilme olgunluğudur; adalet ise gücü hakkaniyetle sınırlayabilme cesaretidir. Erdemli bir insan için adalet çıkarın aracı değil, hakkın ifadesidir; merhamet ise zayıflık değil, insanlığın en yüce göstergesidir. İşte bu yüzden ahlakın gerçek kaynağı erdemdir. Erdem güçlendikçe merhamet derinleşir, adalet sağlamlaşır ve toplumda korkuya dayalı bir düzen değil, güvene dayalı bir denge kurulur.