Leyla Arpaç

Leyla Arpaç
@arpacleyla
instagram.com/leyla.booksstagram Pinterest.com/leylaarpac “Profilimde yer alan isimsiz iletiler ve yazıların tümü bana aittir.”
Dünya, karanlık eylemlerin hüküm sürdüğü, insanın insana cehennem olduğu bir düzendir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kadına zarar veren erkek tesadüf değildir; çoğu zaman adaletsiz bir evin ürünüdür. Ama büyüdüğünde artık bahanesi değil, sorumluluğu vardır.
Baskı altındaki zihnin gerçeği
Uzun süre adaletsizlik, tehdit ve değersizleştirme altında kalan bir insanın zihni yorulur. Bu bir zayıflık değil, sinir sisteminin doğal tepkisidir. Beyin sürekli tetikte kaldığında, enerjisini hayatta kalmaya harcar; yaratıcılık, umut ve geniş perspektif geri çekilir. Bu yüzden dünya dar, ağır ve boğucu hissedilir. Bu his, gerçeğin kendisi değil; yük altında sıkışmış bir algıdır. Bilim şunu söyler: İnsan beyni sabit değildir. Plastiktir. Koşullar değiştiğinde, algı da değişir. En karanlık görünen dönemler, genellikle koşulların en uzun süre değişmediği anlardır. Ama tek bir yeni bağ bir insan, bir güvenli alan, bir sınır tüm sistemi yeniden ayarlayabilir. Bu bir inanç meselesi değil, nörofizyolojik bir gerçektir. Felsefe burada net konuşur. Stoacılar der ki: İnsanın gücü, kontrol edemediklerini kabullenmesinde değil; kontrol edebildiğini ayırt edebilmesindedir. Sen başkalarının adaletsizliğini kontrol edemezsin. Ama ona ne kadar maruz kalacağını, nerede duracağını, neyi kabul etmeyeceğini seçebilirsin. Bu seçim, güçtür. Varoluşçular ise şunu ekler: İnsan, kendisine yüklenen rollerden ibaret değildir. Günah keçisi , ezik fazlalık gibi etiketler gerçeklik değildir; başkalarının kendi dengesizliklerini taşıtma biçimidir. Bir etiketin sana yapışması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Ahlaki açıdan bakıldığında şunu bilmek gerekir: Kendini korumak bencillik değildir. Kendini küçülten bir düzenden uzaklaşmak nankörlük değildir. Sınır koymak, bir çatışma yaratmak için değil; insan kalabilmek için gereklidir. İnsanlık, susarak tükenmekle değil; gerektiğinde geri çekilerek korunur. Şu cümle bilimsel, felsefi ve ahlaki olarak doğrudur: Benim değerim, bana nasıl davranıldığıyla değil; benliğimi koruma kapasitemle ölçülür.
Bu metin, altının itibari (fiat) para birimleriyle karşılaştırıldığında sahip olduğu yapısal üstünlüğün akademik ve tarihsel kanıtlarla bağdaştığını ortaya koymaktadır. Modern itibari para sistemleri, değerlerini devletlerin iradesine ve yasal kararlara dayandırırken, altın doğanın ve tarihin sabit bir standardı olarak varlığını sürdürmüştür. Tarihsel veriler gösterir ki itibari para birimlerinin çoğu zaman içinde değer kaybeder, yeniden adlandırılır veya tamamen ortadan kalkar. Buna karşın altın, 6000 yılı aşkın süredir değer saklama fonksiyonunu sürdüren tek kıymetli metaldir. Altının arzı doğa yasalarıyla sınırlıdır; bu nedenle merkez bankaları veya hükümetler tarafından rastgele çoğaltılamaz bu da onu politik manipülasyona kapalı bir değer deposu yapar. Altının eşsiz fiziksel özellikleri (oksidasyona dirençli, kolay bölünebilir, bozulmaz) ekonomik sistemlerle sınırlı değildir. Bu nedenledir ki, altın standartı gibi emtia destekli para sistemleri uzun dönemlerde fiat standartlara göre daha düşük enflasyon ve fiyat seviyesinde istikrar göstermiştir; bazı akademik çalışmalar, altın standardı dönemlerinde fiyat istikrarının fiat sistemlere göre belirgin şekilde daha yüksek olduğunu rapor etmiştir. Modern ekonomide altın, günlük para birimi olarak kullanılmasa da uluslararası para sisteminde hâlâ kritik bir rol oynar. Altın, merkez bankalarının rezerv varlıkları arasında önemli bir yere sahiptir ve küresel finansal belirsizlik dönemlerinde uluslararası rezerv portföylerinde artan talep görmekte; bu, altının güvenli liman niteliğinin akademik ve kurumsal düzeyde kabul edildiğinin bir göstergesidir. Bu bağlamda altın ile fiat para arasındaki fark şu şekilde özetlenebilir: Fiat para, devlet kararnameleri, merkez bankası politikaları ve ekonomik güvenceye bağlıdır. Altın,
“Ruh, erdemle beslenmezse yükselemeyecek, akılla yoğrulmazsa doğruyu bulamayacaktır.”