Voltaire’in Candide ya da İyimserlik adlı eseri, Aydınlanma Çağı’nın en keskin hicivlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Saf yürekli genç Candide’in, Pangloss’un “mümkün dünyaların en iyisi” felsefesine körü körüne inanarak yaşadığı maceralar anlatılmaktadır. Candide, şatodan kovulduktan sonra savaşlar, depremler, Engizisyon işkenceleri, dolandırıcılıklar ve insan vahşetiyle dolu bir dünyada dolaşmaktadır. Her felaketin ardından “her şey en iyisi içindir” diyerek kendini avutmaya çalışması, eserin temel ironisini oluşturmaktadır.
Kitap boyunca Leibniz’in iyimserlik felsefesi acımasızca eleştirilmektedir. Voltaire, doğal afetler, dinî fanatizm, sömürgecilik, savaş ve ahlaki çöküş gibi dönemin en büyük sorunlarını abartılı ve mizah dolu sahnelerle gözler önüne sermektedir. Candide’in yolculuğu sırasında karşılaştığı her olay, Pangloss’un teorisinin gerçek hayatta ne kadar saçma ve yetersiz kaldığını göstermektedir. Özellikle Lizbon Depremi, Cizvit kolonileri ve Paris’in sahtekârlık dolu salonları gibi bölümler, felsefi eleştiriyi tarihsel olaylarla harmanlamaktadır.
Eserin en çarpıcı yanı, trajediyi kara mizahla birleştirmesidir. Candide’in masumiyetiyle Pangloss’un inatçı iyimserliği arasındaki zıtlık, okuyucuyu hem güldürmekte hem de düşündürmektedir. Cunégonde’un güzelliğinin zamanla solması, soyluluğun kibrinin maskara edilmesi ve El Dorado gibi ütopyanın bile kalıcı olamaması, mutluluğun ve ideal dünyanın insan doğası karşısında ne kadar kırılgan olduğunu vurgulamaktadır. Voltaire, büyük ideallerin peşinden koşmak yerine pratik çalışmayı ve küçük mutlulukları önermektedir.
Sonuç olarak, Candide ya da İyimserlik, sadece bir roman değil, aynı zamanda insanlık tarihinin karanlık yönlerine cesur bir ayna tutan güçlü bir hiciv eseridir. “Bahçemizi yetiştirelim”