Bizim tarihimizde asimilasyon yoktur. Bilakis temas ettiğimiz topluluklardan, sınır kültürlerinden ve kitle kültüründen etkilenme vardır. Adeta yabancı olan her şeye açık bir pazar gibiyiz.
Hataları hep karşımızdakilerde aramak yerine, biraz da doğru bir durum muhakemesi yaparak kendi yanlışlarımızı görelim. Siyasetçiye kutsal bir takım özellikler atfetmeyelim. Siyasetçinin görevi, yapabileceği ve yapamayacağını düşünmesi, temel yasaları da hesaba katarak gerçekçi olabilmektedir. Açık ve samimi olmaktır. Siyasetçinin görevi yasalarla korunan haklarına sahip çıkmak, demokrasiye TBMM’ne kan kaybettirmemektir. Bu sorumluluğu duyabilmektir. Sorumluluk sadece siyasetçiyi değil, bürokrat, asker, öğretim üyesi herkesi ilgilendirmesi gereken bir konudur. Demokrasinin iyi işleyebilmesi her türlü mesleki kast oluşumunun aşılmasını gerektirir. Türk Milletinin milli ve manevi değerlerini yıpratıcı bazı yanlış uygulamalar ve şekil şartları dayatmaları, birlik ve kaynaşmayı zedeler. Bunun fırsat bilen iç ve dış düşmanların eline koz verir. Cumhuriyetimizin temel prensiplerinden tabii ki taviz verilemez. Türk Milletinin ortak iradesi ile kazanılmış milli mücadelenin tacı olan Cumhuriyet ve onu kuran iradeye bağlı olmak, bazı yanlışları ifade etmeye engel de değildir. Cumhuriyetimizin akıllı dostlara ihtiyacı vardır.
Mahalli ağızlar ve alt-kültürler milli kültürün zenginliğidir. Ancak, bunları hakim kültürle eşdeğer ve ona rakip gibi düşünmek mantıki ve ilmi değildir.