Nora başka bir yaşamında bir duygu okyanusuydu. Her şeyi anında, derinden hissediyordu. Bütün sevinçlerle hüzünleri. İkisi de birbirine bağımlı şeylermiş gibi, hareket halindeki bir sarkaç misali, aynı anda hem yoğun bir haz hem de yoğun bir acı duyabiliyordu.
...acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar.
Bu kez kendini bütünüyle kabullenmenin nasıl bir şey olduğunu hayal etti. Yaptığı bütün hataları. Vücudundaki bütün lekeleri. Ulaşamadığı bütün hayalleri ve bütün acılarını. Bastırdığı bütün arzu ve isteklerini.
...
Böyle böyle, özgür olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti.
İskoç filozof David Hume'a bakılırsa, insan hayatı evren için bir istiridyenin hayatından daha önemli değildi.
Ama bu fikir David Hume'un yazmasına değecek kadar önemliyse, belki de hayatta iyi bir şeyler yapmayı hedeflemeye değerdi. Yaşamın her anlamda korunmasına katkıda bulunmaya değerdi belki.