Bastian aracılığıyla önce bir yok oluşun, ardından bir varoluşun ve yaşanan yıkımla yeniden umut ve yaşama ulaşmanın hikâyesini okudum gibi hissettim. Fantazya bana sanki bugüne kadar okuduğum tüm fantastik romanların birleşimi gibiydi ama bir farkla: her şey çok daha derin ve sembolikti.
Bastian’ın yolculuğu aslında hayal gücüyle başlayan ama kimliğini bulma, hatta unutma pahasına dönüşen bir arayışa dönüştü. Başta sadece bir kaçış gibi gelen bu macera, zamanla “gerçekten kimim?” sorusuna doğru evrildi.
Kitapta beni en çok etkileyen şey, insanın içsel boşluğunun, dileklerle değil anlamla dolabileceği fikriydi. Her şeyin bittiğini sandığımız yerde, yeniden başlayan o küçük umut hissi… işte asıl büyü buydu belki de.
Ve tabii ki…
Ama bu başka bir öyküdür, başka zaman anlatılmalı.