Bitmeyecek Öykü

8,6/10  (38 Oy) · 
75 okunma  · 
37 beğeni  · 
1.011 gösterim
Ne İstiyorsan Onu Yap!

Fantazya'nın sınırsız güç simgesinin üzerinde bu yazı vardı. Ama Bastian bu tümcenin gerçek anlamını ancak uzun, güçlüklerle dolu aramalardan sonra öğrendi.
(Arka Kapak)

Kitabın Aldığı Ödüller

Almanya Gençlik Kitapları Ödülü
Avrupa Gençlik Kitapları Ödülü
Volkach Alman Akademisi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Büyük Ödülü
Kitapseverler Ödülü
Wilhelm - Hauff Ödülü
Floransa Güzel Sanatlar Akademisi Ödülü
Lorenzo Magnifice 82
Bronzi di Riace
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2009
  • Sayfa Sayısı:
    511
  • ISBN:
    9789757942269
  • Orijinal Adı:
    Die Unendliche Geschichte
  • Çeviri:
    Saadet Özkal
  • Yayınevi:
    Kabalcı Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Nazlı Demir 
25 Mar 01:34 · Kitabı okuyor · Puan vermedi

Absürt bir şekilde 2 Ocak 2016 da başladığım bu kitabı hala bitiremedim.. Oysa ki konu, dil, karakterler, işleniş dahil her şey yerli yerinde. Bitmeyecek öykü galiba gerçekten de hiç bitmeyecek..

İsmail Altunbüker 
10 Tem 08:32 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Bitmeyecek Öykü
Michael Ende'in yazdığı basım yılı 1979 olan tam 511 sayfa fantastik masalsı öykü.

Kitabın iyi yönleri var tabi, ama akıcı bir üslubu değil :)) tabi konusu değişik bir çocuğun gözünden bir fantastik kitap okuyoruz. Onun bitirmesi gereken, onunla birlikte bizim de bitirmemiz gereken öykü.

Kitabın kötü yönleri de var tabi, bunlar konunun hiç ama hiç beklenmedik ve ilginç olması. Konu okuyucunun düşündüğü gibi değil, hiç düşünmediği gibi bitmesi eğer bitirebilirler ise.

Kitabın konusu ise ufak bir çocuğun fantasya dünyasını kurtarmasını anlatıyor. Hiçlik her yeri yok etmek üzere ve bir kurtarıcıya ihtiyaç var. Eğer Fantasya dünyası yok olursa öykü hiç bitmeyecek. Konu bunlar üzerinde felsefik bir şekilde ilerliyor. Kahramanımız Fantasya ülkesini kurtarıp öyküyü bitirirse, Öykü bitecek :))

Sonuç kitap güzel, gerçekten konu gidişi farklı, fantastik öykü ama fantastik öykünün felsefesini anlatan bir eser. Kendi dalında bu yönde bir baş yapıt. Ama şu var bu ve bu tarz kitapların önemini anlatıyor. Yani fantastik eserleri değerli kılan nedir ? Bu tarz kitapları şekillendiren ne ? gibi soruların cevabı kitabın sonunda. Okuyan , okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum. En tatlı, En güzel kitaplar hepimizin olsun Türkiye ...

Yonca Güngör 
11 Mar 21:59 · Kitabı okudu · 95 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yaklaşık 4 aydır bitiremediğim, Bitmeyecek Öykü sonunda bitti. Aslında kitabın sonunda anladım ki gerçekten de bitmiyor bu öykü. "Ama bu başka bir hikayedir, başka zaman anlatılmalı."
Kendini kitabın içinde kaybetmeyi seven kitap kurtları için yepyeni bir dünya var bu iki kapağın içinde. Özellikle betimlemeleri bol kitapları sevenlerdenseniz, olayları film izler gibi izleyeceksiniz.
Kitabın sevmediğim yanı, 2 ayrı serüven, 2 ayrı konu bir araya toplanmış gibi. Bitmesini beklediğiniz yerde bambaşka bir hikayeyle devam ediyor sanki. Bir yerden sonra da "E bitse ya artık" deniyor illa ki. Bazı yerlerde küçük mantık hataları da olmasına rağmen, yaratıcılığıyla etkileyen bu kitabın bölümlerinin alfabetik sırayla başlaması ve bölümleri özetleyen resimlerin varlığı kitabın özgünlüğünü anlatacak ufak tefek detaylar sadece.

"EE OKUYALIM MI YANİ?" diyenlere:

İçine bir anda dalıp bir nefeste bitirecek zamanınız yoksa 300.sayfadan sonra okuması zorlaşıyor, okumayın. Çünkü bitmeyince işkence oluyor. Ancak eğer bolca zamanınız varsa bu yepyeni dünyada kendinizi aramaya çıkmanızı da öneririm.

Puhu Kuşu 
28 Şub 16:38 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

* Bu kısa hikaye, kitabın ilk bölümünde bahsi geçen Koreander isimli karakterden hareketle, bir ön hikayecik niyetiyle yazılmıştır. Tamamıyla kurmacadır.


"İstediğim her şeyi yapabilecek olsaydım, yapar mıydım? Tüm dileklerimin gerçekleşeceği bir dünyada neler dilerdim? Daha da önemlisi, kim veya ne için dilerdim?"

Zihni bir süredir bu sorularla dolu olan, çiçeği burnunda bir gençti Koreander. Yirmi yaşına gireli dört gün olmuştu. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğuydu. Hayatı ve olup bitenler üzerinde düşünmeyi seviyordu. İnsanları merakla gözlemliyor, neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışıyordu.

Her biri diğerinden farklı gibi görünen insanların; ne kadar benzer dürtülerle hareket ettiğini fark ettiğinde, lise son sınıftaydı. Dedesi, o yıl vefat etmişti ve babasıyla üç amcasına büyük bir miras bırakarak gitmişti. Babası, dedesinin cenazesinin ertesi günü; mirastan pay istemediğini belirtmiş ve bir ay boyunca anneannesinin yanına uğramış, ihtiyaçlarını karşılamıştı. Bu sırada amcaları çoktan davalık olmuşlardı. Yine de iki ay süren mahkemenin ardından anlaşmışlar ve mirası pay etmeyi başarmışlardı. Annesi de, babasını saflıkla suçluyordu. Biraz daha akıllıca davransa, çok daha rahat bir hayat yaşayabileceklerini söyleyip; babasını azarlıyordu. İşte o yıl fark ettiği şey; insanların çoğunun annesine ve babasının kardeşlerine benzemesiydi.

Çoğu arkadaşı geleceğini planlarken ya da gün içindeki davranışları sırasında; kendi rahatlığını, faydasını düşünerek hareket ediyordu. Farklı şeylerle ilgileniyorlar, farklı giyiniyorlar, farklı müzikler dinliyorlar, farklı yemekleri seviyorlar, farklı insanlarla takılıyorlar ama sırf kendileri için, sadece yaşamak için yaşıyorlardı. Fakiri de, zengini de, dindarı da, inançsızı da, güzeli de, çirkini de, çalışkanı da, tembeli de; bu ya da öbür dünyadaki rahatı için yaşıyordu.

Yıllar sonra doğum gününde, lise arkadaşlarıyla otururken; görece diğerleri gibi olmayan, Esilla isimli arkadaşı sormuştu malum soruyu. "İstediğiniz her şeyi yapabilecek olsaydınız, yapar mıydınız?", soru buydu. Devamını da Koreander getirmişti zaten. "Cevabınız evetse; tüm isteklerinizin gerçekleşeceği dünyada, neler dilerdiniz? Daha da önemlisi kim ya da ne için dilerdiniz?". Soruyu tamamladığında, Esilla'yla göz göze gelmiş ve karşılıklı tebessüm etmişlerdi. Ardından; herkes sorunun sadece 'neler dilerdiniz' kısmını duymuş gibi, isteklerini sıralamaya başlamıştı: güç, güzellik, mevki, makam, ün, şöhret... Hepsi de güle oynaya dile getirmişti isteklerini. En son Esilla konuştu. "Ben olsam, istediğim her şeyi yapmazdım." dedi. Önce ufak bir sessizlik olsa da, Koreander'in doğum günü pastasının gelişiyle konu dağıldı ve parti devam etti. Esilla, partinin sonunda bir kitap hediye etti Koreander'e. Platon'un Devlet'iydi bu kitap. "Bugün sorduğum sorunun cevabını bu kitapta bulmuştum, nice senelere." dedi ve ayrıldı. Koreander, dört gün sonra ancak başladı okumaya. Heyecanlıydı; çünkü Esilla'nın söyledikleri hala aklındaydı. Ve dört gün boyunca, sorduğu soru üzerinde düşünmüştü.

Kitabı okudukça şaşkına dönüyor, her cümle üzerinde düşünerek ilerliyordu. Hayranlığı her sayfada artıyor, nefes alışları hızlanıyordu. Bazen öyle bir kaptırıyordu ki kendini, okurken hareketsiz kalan vücudunun uyuşmaya başladığını fark ediyordu. Kitap, ona inanılmaz bir şekilde babasını anlatıyordu. O ve onun gibi olan insanların yapısından bahsediyordu. İnsan olmanın ne demek olduğunu, insanın değerini, insanı insan yapan şeyi anlatıyordu. Bambaşka bir yaratıktı insan. Her şeyden önce, yeniyi yaratabilen bir varlıktı, başka türlü de davranabiliyordu. Hayvanlar gibi sırf varlığını sürdürmek, üremek için; sadece kendi faydası, rahatı için yaşamayabiliyordu. Ölçülülük erdemine sahip olarak, yalnızca temel gereksinimlerini karşılamak için tüketebiliyordu. Babası gibi davranıp, fazlasından vazgeçebiliyordu. Adalet erdemi sayesinde hak yemekten uzak durabiliyor ve yiğitlik erdemiyle cesurca dikilebiliyordu yanlışların karşısında. Dürüst veya cömert olabiliyordu, cimri ya da yalancı olmak yerine. Kendi kendinin efendisi olmayı; arzu ve heveslerinin kölesi olmaya tercih edebiliyordu. İstediği her şeyi yapabilecek kadar güçlü olsa bile; istediği her şeyi değil, insana yakışır olanı yapabiliyordu. İnsan, sadece kendi için değil; başkaları için de dileyebiliyordu. Hatta öyle bir diliyordu ki; insanın insan gibi yaşayabileceği bir sistem yaratıyor, adına da 'devlet' diyordu. Erdemli, bilge insanların yönettiği ve yine böyle insanların ortaya çıkmasını sağlayan bir devlet... Her ne kadar sayıları az olsa da, yaşamın güzelliklerini, bu insanlara borçlu olduğunu bilen bir filozof tarafından yaratılmış bir düzen... İki bin beş yüz yıl önce yazıldığını düşünürsek, belli başlı eksikler haricinde, bir çeşit değerler ülkesi... İnsana insanın değerini, hayatın anlamını gösteren bir dünya; bir çeşit olanaklar dünyası...

İlk kez tanık olduğu, ilk kez bu kadar açık seçik gördüğü bu dünyanın ardından hayatı değişti Koreander'in. Artık ömrünü; değerleri araştırmaya ve insanı insan yapan bu değerleri insanlara göstermeye adayacaktı. Şunu fark etmişti: babası gibi, Esilla gibi insanlar olmasa insanlık tarihe gömülecekti. Platon gibi asırların eskitemediği kişiler olmasa, yaratmayı unutacaktı insan. Sanatın, felsefenin, bilimin olmadığı; cesur, adil, cömert insanların ya da sevginin, güvenin, dostluğun olmadığı bir dünyada en sıradan, en sürüden insanın bile yaşamayacağını biliyordu. Bu yüzden hayatını, bu değerleri korumaya adadı. 'Eski kitaplar' isimli bir kitap dükkanı açtı. Ve yıllarca okudu. Doyumsuz bir gezgin misali, değerler ülkesini defalarca kez ziyaret etti. Artık bir hedefi vardı. Platon'un devleti gibi; insana olanaklarını, bambaşka bir dünyayı gösteren tüm kitapları toplayacaktı. Amacı ise; gerçekten erdemli olabilecek ve yeni değerler yaratabilecek kişilere yol göstermekti.

Yıllar boyunca bir sürü kitap topladı. Birçok değerli insan çıkmış ve eserler vermişti tarih sahnesinde. Farklı türden eserlerdi bunlar. Kimi roman, kimi şiir, kimi öykü kitabıydı. Bilgi yükü fazla olanlar da vardı. Ama hepsi insanı anlatıyordu. Hepsi, tüm karmaşıklığına rağmen bambaşka olanaklarına ışık tutuyordu insanın. Kişilere kendini gösteren aynalar misali bekliyorlardı raflarda.

Nadir müşterisi oluyordu. Gelenlerin çoğu da bakkal rafındaki yumurtaya bakar gibi bakıyordu kitaplara. Ama bazı müşterileri ümit verici düzeyde ilgiliydi. Böyle olanlara, verdiği kitaplarla birlikte tüm umudunu da emanet ediyordu. Kimisi geri gelir ve teslim ederdi bu emaneti. Ne kadar etkilendiğini, dünyaya artık daha keskin gözlerle baktığını söylerdi. Şimdiye kadar yalnızca iki kişi yapmıştı bunu. Koreander için bu bile bir mucizeydi. Sayılarının ne kadar az olduğunu bilerek çıkmıştı bu zorlu, bitimsiz yola.

Günün birinde bir çocuk girdi dükkana. On - on bir yaşlarında, tombul, koyu kahverengi saçları olan bu çocuk; bahse konu yaratıcı varlıkların, çocukların arasından da çıkabileceğini öğretecekti ona. İsmi Bastian'dı. Koreander'e doğum gününde sorulan sorunun cevabını, Fantazya'da bulacaktı. Ama bu başka bir öykü, başka zaman anlatılmalı.

Hüseyin Düver 
10 Mar 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabın baş karakteri Bastian Balthasar Bux asosyal, okulundakiler tarafından dışlanıp ezilerek yalnızlaşmış, hayata karşı umudunu kaybetmiş, yaşamın zorluklarının ağırlığından yorulmuş ve tek tutkusu kitaplar olmuş bir karakter. Eline büyülü bir kitap geçiyor ve okumaya başlıyor. Kitap, Kral Katili Güncesi ya da Binbir gece masallarında olduğu gibi çerçeve stilinde yazılmış. Bastian kitabı okurken ara sıra duruyor, yemek arası veriyor, yorumlar yapıyor, duygulanıp ağlıyor, heyecanlanıyor... Yani bir kitabı birlikte okumuş aynı hisleri birlikte paylaşmış gibi oluyoruz. Hiçliğe sürüklenen fantazya anlatılıyor kitapta ve bunun sebebi ise gerçek dünyanın insanlarının hayal kurmaktan, çocuk olmaktan vazgeçmesi.

İnsanların hayallerden kopması fantazyayı hiçliğe sürüklüyor. Fantazya'da yok olan kahramanlarsa gerçek dünyada yalanlara, umutsuzluğa dönüşüp insanların ruhlarını zehirliyor. Tıpkı insanı özgürleştirmesi beklenen modernizmin, bilimin insanları karanlığa sürüklemesi gibi. Düşünüp baktığımızda ne kadar doğru. Çocukluğun hayallerinden uzaklaşan o yetişkinler nasıl da karanlığa düşüp yitip gidiyorlar. Hayallerden vazgeçiş bilmeden onları nasıl da zehirliyor. Fantazya'nın ve dünyanın kurtuluşu ise Bastian'ın fantazyaya gelmesi orayı yeniden şekillendirmesi ve insanların oraya yeniden gelmesini sağlamasına bağlı. Ama işin ucunu kaçırıp tamamen hayallere büründüğünde ise hayali dünya ondan gerçeğe dair her şeyi bir bir almaya başlıyor. O dünyada sıkışıp kalma noktasına getiriyor. Böylece hayallerden kaçmak kadar onların içine gömülmenin de zararlı olduğunu görüyoruz. Dünya bu yüzden deliren, intihar eden bir çok insanla dolu. Bunun dengesini kurabilecek olgunlukta olursak ve satır aralarını doğru okursak her bir anlatı insana çok şey kazandıracaktır. Hayalleriniz sizin bitmeyen öykünüz olsun.

http://kanvekuller.blogspot.com.tr/...michael-ende-ve.html

Kitabın adında olduğu gibi kendisininde bitmemesini isteyeceğiniz bir öykü. Unutamadığım kitaplardan biri daha. Hikayemiz Bastian'ın yağmurlu bir günde eski kitaplar satan bir dükkana girmesi sonucu kitapçının elindeki kitabın ilgisini çekmesi ile başlar. Kitapçı farkına varmadan kitabı alarak dükkandan çıkar ve okulun tavan arasına kitabı okumak üzere gizlenir. Artık sadece o ve kitabı vardır. 'Bitmeyecek Öykü'yü okumaya başlar. Fantastik bir dünya ve Çocuk Kraliçe, Atreju, Uğur ejderhası Fuchur, kötü cadı Xayide, Bayan Aiuola, Fildişi Kule, Kayıp İmparatorlar Kenti ...

Nes 
16 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Fantastik ile ilk tanıştığım kitaptır. Yazarın prensip olarak bazı durumların sonucunu okuyucunun hayal gücüne bıraktığını söyleyebilirim. Bir süre acabalarla beyninizi yoruyorsunuz. İki kez okuduğum bir kitaptır. Farklı bir fantastik kitaptır. Yolun başındaysanız öneririm.

Azra ünlüoğlu 
16 Haz 17:44 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fantastik kurgu denilince aklıma ilk gelen yazar Micheal Ende'den beklediğim türden müthiş bir kitap. Bu kitap sürükleyiciliğiyle bir iki günde bitirebileceğiniz cinsten. Kitabı okurken sizin de benim gibi kurgulara hayran kalacağınıza eminim. Şimdiden keyifli okumalar.

melih erdoğan 
 20 Eki 2016 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Momo’ya ve Michael Ende’ye saygımdan dolayı büyük çoğunluğunu okudum ama artık dayanamayıp yarım bıraktım. Adının Bitmeyecek Öykü olması isabet olmuş keza kitabı bitirmek mümkün değil. Momo’yu yazan adamla bu kitabı yazan aynı kişi olamaz. Kuzeni falan yazmış olabilir kitabı, ya da ben fazla büyüğüm bunu okumak için. Ama kuzeninin yazma olasılığı daha fazla…

Kitaptan 8 Alıntı

Mine 
05 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Her şey durmadan yinelenir, gece gündüz, yaz kış. Dünya boş ve anlamsızdır. Her şey bir çemberde döner durur. Gelen gitmek, doğan ölmek zorundadır. İyilikle kötülük, aptallıkla bilgelik, güzellikle çirkinlik, hepsi birbirini yok eder. Her şey boştur. Hiçbir şey gerçek değildir. Hiç bir şey önemli değildir.

Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 73)Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 73)

Tümüyle sıradan bir kişinin, tümüyle sıradan hayatındaki, tümüyle sıradan olayları keyifsiz ve karamsar bir biçemle anlatan kitapları hiç sevmezdi. Gerçeklerden bıkmıştı zaten, bir de ne diye okuyacaktı onları? Ayrıca kendisini bir yere çekmek istediklerini hissetmekten nefret ederdi. O tür kitaplarda az yada çok hep bir yere çekilirdi insan.

Bitmeyecek Öykü, Michael EndeBitmeyecek Öykü, Michael Ende
Hüseyin Düver 
10 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsanlar vardır asla Fantazya'ya gidemezler. Ve insanlar vardır gidebilirler ama sonsuza kadar da orada kalırlar. Sonra bir de Fantazya'ya gidip geri dönenler vardır. Senin gibi. İşte bunlar iki dünyayı da esenliğe kavuştururlar

Bitmeyecek Öykü, Michael EndeBitmeyecek Öykü, Michael Ende

“Aslan çölü yaratır ve Orman yeşilliği. Bunlar gece ve gündüzün döngüsünde olmasalar dünyanın sonu gelirdi.”

Bitmeyecek Öykü, Michael EndeBitmeyecek Öykü, Michael Ende
Hüseyin Düver 
10 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Onlar insanların kafalarında kuruntulu düşünceler olurlar, gerçekte korkacak bir şeyin olmadığı yerde korku hayalleri olurlar, insanları hasta eden şeylere düşkünlük, umutsuzluğa hiç neden yokken umutsuzluk ögeleri olurlar.

Bitmeyecek Öykü, Michael EndeBitmeyecek Öykü, Michael Ende
Hüseyin Düver 
10 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsanlar Fantazya'dan ve buradan giden her şeyden nefret eder ve korkarlar. Onu yok etmek isterler. Ve bilmezler ki böyle yapmakla insan dünyasına hiç durmadan kan yalan selini kabartmaktadırlar - orada yaşayan ölülerin yalanı varlığını sürdürmek zorunda kalan ve çürümüş kokularıyla insanların ruhlarını zehirleyen bu tanınmaz olmuş Fantazya varlıkları akınını. Bunu bilmezler. Eğlenceli değil mi?

Bitmeyecek Öykü, Michael EndeBitmeyecek Öykü, Michael Ende
GÜLGÜN DÜNDAR 
30 Oca 12:08 · Kitabı okudu · 7/10 puan

İnsan tutkuları bilmece gibidir ,pek akıl erdiremezsiniz ..Çocuklarda bu iş,yetişkinlerden pek farklı sayılmaz. Tutkuya yakalanan ,bunun nedenini açıklayamaz. Yakalanmayan ise zaten bunu anlayamaz.Bir dağın zirvesine ulaşmak pahasına hayatını tehlikeye atanlar çoktur.Bunu niye yaptılarını açıklayamaz.

Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 14)Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 14)

Kader Dağı
Loş bir havada, dağların çatlak yamacından gümbür gümbür
çığlar yuvarlanıyor, sırtları buzlarla kaplı kayalıklar arasında
kar fırtınası tüm şiddetiyle çalkalanıyor ve buzulların yüzeyini yalıyordu.
Bu yöre için alışılagelenin dışında bir hava değildi bu;
çünkü Kader Dağları -adı böyleydi-,
Fantazya’daki en büyük ve en yüksek dağlardı;
görkemli zirvesi kelimenin tam anlamıyla 'ta göğe kadar' yükseliyordu.

En cesur dağcılar bile bu sonu gelmez gibi görünen buzlu dağlara
tırmanmaya çekiniyordu. Ya da şöyle söyleyelim:
birisi zirveye tırmanmıştı ama üzerinden o kadar uzun bir zaman
geçmişti ki, kimse bunu bilmiyordu. Çünkü Fantazya İmparatorluğu'nun
akıl almaz kurallarından bir tanesi de şöyleydi;
Kader Dağı'na ancak ve ancak bir zirve tırmanıcısı çıkabilirdi;
ama ondan evvel başka birisi bunu başarmışsa,
önce onun tamamen unutulması ve bu başarısını kanıtlayacak
ne bir taş basması ne de bir tunç basması yazıt bulunmaması gerekirdi.
Yani bu kurallara uyan her kimse, 'ilk başarıya ulaşan kişi' olmuş oluyordu.

Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 206 - Kabalcı Yayınları)Bitmeyecek Öykü, Michael Ende (Sayfa 206 - Kabalcı Yayınları)