Saadet Özkal

Saadet Özkal

DerleyenÇevirmenEditör
8.5/10
543 Kişi
·
1.514
Okunma
·
1
Beğeni
·
284
Gösterim
Adı:
Saadet Özkal
Unvan:
Çevirmen, Editör
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Absürt bir şekilde 2 Ocak 2016 da başladığım bu kitabı hala bitiremedim.. Oysa ki konu, dil, karakterler, işleniş dahil her şey yerli yerinde. Bitmeyecek öykü galiba gerçekten de hiç bitmeyecek..
511 syf.
Denir ki; Micheal ende'nin hayal dünyasına girebilen kişi, onun sihirli çekim gücüne karşı koyamazmış;üstelik hayalerinin iylestirici bir etkisi oldugu da iddia edilir. Bitmeyecek oykudede tam olarak bu yasaniyor sevgili okurlar okuyabileceginiz en iyi fantastik kurgu kitabi bu kitabi okuduktan sonra diger fantastik kurgu kitaplarini okuyamiycaksiniz MICHEAL ENDE keske yasiyor olsaydida kitap yazmaya devam etseydi diyceksiniz
Kitap 11 yaşında olan bastian balthasar bux'un bir sahafa girmesiyle başlar.
Bastian çocuklardan nefret eden bir adama denk gelmiştir. Sahaf sahibi Karl Konrad koreander 'in elinde "bitmeyecek öykü" adında bir kitap okuduğunu fark eder bu kitap nedense bastian a çok ilgi çekici gelir. Bastian kendini zor tutar kitabı almamak için fakat kitap sanki kitap onu buyulemistir. Ve bastian sahaf sahibinin telefonla konuşmasını fırsat bilerek kitabı alıp kaçar ve okulun çatı arasinda okumaya başlar.
511 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın baş karakteri Bastian Balthasar Bux asosyal, okulundakiler tarafından dışlanıp ezilerek yalnızlaşmış, hayata karşı umudunu kaybetmiş, yaşamın zorluklarının ağırlığından yorulmuş ve tek tutkusu kitaplar olmuş bir karakter. Eline büyülü bir kitap geçiyor ve okumaya başlıyor. Kitap, Kral Katili Güncesi ya da Binbir gece masallarında olduğu gibi çerçeve stilinde yazılmış. Bastian kitabı okurken ara sıra duruyor, yemek arası veriyor, yorumlar yapıyor, duygulanıp ağlıyor, heyecanlanıyor... Yani bir kitabı birlikte okumuş aynı hisleri birlikte paylaşmış gibi oluyoruz. Hiçliğe sürüklenen fantazya anlatılıyor kitapta ve bunun sebebi ise gerçek dünyanın insanlarının hayal kurmaktan, çocuk olmaktan vazgeçmesi.

İnsanların hayallerden kopması fantazyayı hiçliğe sürüklüyor. Fantazya'da yok olan kahramanlarsa gerçek dünyada yalanlara, umutsuzluğa dönüşüp insanların ruhlarını zehirliyor. Tıpkı insanı özgürleştirmesi beklenen modernizmin, bilimin insanları karanlığa sürüklemesi gibi. Düşünüp baktığımızda ne kadar doğru. Çocukluğun hayallerinden uzaklaşan o yetişkinler nasıl da karanlığa düşüp yitip gidiyorlar. Hayallerden vazgeçiş bilmeden onları nasıl da zehirliyor. Fantazya'nın ve dünyanın kurtuluşu ise Bastian'ın fantazyaya gelmesi orayı yeniden şekillendirmesi ve insanların oraya yeniden gelmesini sağlamasına bağlı. Ama işin ucunu kaçırıp tamamen hayallere büründüğünde ise hayali dünya ondan gerçeğe dair her şeyi bir bir almaya başlıyor. O dünyada sıkışıp kalma noktasına getiriyor. Böylece hayallerden kaçmak kadar onların içine gömülmenin de zararlı olduğunu görüyoruz. Dünya bu yüzden deliren, intihar eden bir çok insanla dolu. Bunun dengesini kurabilecek olgunlukta olursak ve satır aralarını doğru okursak her bir anlatı insana çok şey kazandıracaktır. Hayalleriniz sizin bitmeyen öykünüz olsun.

http://kanvekuller.blogspot.com.tr/...michael-ende-ve.html
511 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
Nihayet on günlük okuma serüveni bitti.
Bir çocuğun kitapçıdan aldığı bir kitabı okurken birdenbire kitaptaki masalın içinde kendini bulması ve masaldaki hayali ülkede başından geçenleri konu edinen bir kitap. Kitabı okurken bazen gereksiz uzatmalar gibi düşündüğüm anlar oldu. Sonlara doğru biraz daha ilgimi çekmeye başladı. Ve tabi alıntılarımdan da paylaştığım gibi güzel mesajlar veren güzel sözlerde vardı ve buradaki üyeler için bunları paylaştım...
Masal tarzı hayali bir ülkede hayali kahramanlıklardan hoşlananlara tavsiye ederim acizane.
511 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Her yaştan çocuğun okuması gereken bir kitap...
Öylesine samimi ve öylesine içten ki insanın kendini tüm yönleriyle kabul etmesini hatırlatıyor.
Özellikle kitabın kahramanlarına bayıldım.
Atreju ile Uğur Ejderhasıyla diyar diyar gezdim ve Bastian'ı çok ama çok sevdim.
Gerçek bir yolculuk gerçek bir maceraydı benim için.
Michael Ende ' nin başta Momo olmak üzere tüm kitapları okunmaya değer.
Kütüphanenizin en nadide yerlerinde olmasına değer bir kitap.
Okumanız dileğiyle. :)
506 syf.
·13 günde·Beğendi
Fantastik severler toplanın;
Usta bir yazarla büyülü bir kitabından bahsetmek istiyorum.

Alman yazar Ende, 1929 doğumlu ve özellikle fantastik çocuk hikayeleri ile tanınır. Kitaplarını yazdığı dönemi düşünürsek fantastik kategorisinde önde gelen isimlerden diyebiliriz.

Ülkemiz gündeminde 'MOMO' kitabı daha çok ön planda olsada ben BİTMEYECEK ÖYKÜ kitabını tercih ettim. Gündem kitaplarını okumayı sevmiyorum.
1979 tarihinde yazılmış kitap gerçekten büyüleyici bir kurguya sahip. Birçok kategoride ödül almış ve yazarın tanınmasını sağlamıştır.

Kurgunun kahraman karakteri bir çocuk ve onun hayal dünyası. Yalnız bir çocuk hikayesi diyerek geçmeyin. Yetişkinlerinde zevkle okuyacağı bir kurgu.

Anlatım sade, temiz, akıcı. Kurgu oldukça geniş çerçevede geçiyor fakat asla kafa karıştırmıyor ve oldukça sürükleyici.

Benim en sevdiğim kısım ise baskının tasarımı. Her bölüm başlangıcında bölüm içinde bahsedilecek fantastik kahramanların resimleri var.
Özel yazı stili ile özel bir kurgu içinde olduğunuzu hissediyorsunuz. ️
Zaman zaman kurguya dahil olduğunuz olabilir korkmayın.

Gerçek dünya ve fantastik dünya ayrı renkler ile yazılarak farkındalık oluşturulmuş.

️Fantastik seviyorsanız mutlaka okuyun.
Fantastik okumaya başlamak istiyorsanız güzel bir başlangıç kitabı.

️Çocuklarına uyumadan önce bir bölüm okuyabileceğiniz kadar temiz bir hikaye.
Okumaya alıştırmak istediğiniz gençler için sıkılmadan okuyabilecekleri bir macera kitabı.

️Her hangi bir sebepten okumalısınız, Belki de Fantazya dünyasının size ihtiyazı vardır. :)

️Not: Kitabın filmi de var.
511 syf.
Uzun fantastik bir öykü… Daha önce hiç okumadığım türden bir kitap. Fantastik filmleri de pek sevmediğimden bu zamana kadar böyle bir kitap okumamıştım. Fikrim değişti miii? Aslında pek değil :) Fikrim değişmemiş ve pek tercih etmeyeceğim bir tür olsa bile şunları da belirtmem gerekir; Kitap insanı farklı bir evrene taşıyor, hayal aleminde çok farklı canlılarla yolculuk yaptırıyor. Bu açıdan zevk aldım. Bir felsefesi var ve vermek istediği mesaj da gayet güzel...
Hepimizin hayatı kendi öykümüz.. Öykümüzü yazarken kitapta dediği gibi bazen çok sapa yolları tercih etsek de o yol bizim yolumuz oluyor, herkesten farklı bize ait, özgün hikayemizin yolları... Öykümüzü sevelim ya da seveceğimiz öyküler yazmaya gayret edelim ;)
511 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
* Bu kısa hikaye, kitabın ilk bölümünde bahsi geçen Koreander isimli karakterden hareketle, bir ön hikayecik niyetiyle yazılmıştır. Tamamıyla kurmacadır.


"İstediğim her şeyi yapabilecek olsaydım, yapar mıydım? Tüm dileklerimin gerçekleşeceği bir dünyada neler dilerdim? Daha da önemlisi, kim veya ne için dilerdim?"

Zihni bir süredir bu sorularla dolu olan, çiçeği burnunda bir gençti Koreander. Yirmi yaşına gireli dört gün olmuştu. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğuydu. Hayatı ve olup bitenler üzerinde düşünmeyi seviyordu. İnsanları merakla gözlemliyor, neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışıyordu.

Her biri diğerinden farklı gibi görünen insanların; ne kadar benzer dürtülerle hareket ettiğini fark ettiğinde, lise son sınıftaydı. Dedesi, o yıl vefat etmişti ve babasıyla üç amcasına büyük bir miras bırakarak gitmişti. Babası, dedesinin cenazesinin ertesi günü; mirastan pay istemediğini belirtmiş ve bir ay boyunca anneannesinin yanına uğramış, ihtiyaçlarını karşılamıştı. Bu sırada amcaları çoktan davalık olmuşlardı. Yine de iki ay süren mahkemenin ardından anlaşmışlar ve mirası pay etmeyi başarmışlardı. Annesi de, babasını saflıkla suçluyordu. Biraz daha akıllıca davransa, çok daha rahat bir hayat yaşayabileceklerini söyleyip; babasını azarlıyordu. İşte o yıl fark ettiği şey; insanların çoğunun annesine ve babasının kardeşlerine benzemesiydi.

Çoğu arkadaşı geleceğini planlarken ya da gün içindeki davranışları sırasında; kendi rahatlığını, faydasını düşünerek hareket ediyordu. Farklı şeylerle ilgileniyorlar, farklı giyiniyorlar, farklı müzikler dinliyorlar, farklı yemekleri seviyorlar, farklı insanlarla takılıyorlar ama sırf kendileri için, sadece yaşamak için yaşıyorlardı. Fakiri de, zengini de, dindarı da, inançsızı da, güzeli de, çirkini de, çalışkanı da, tembeli de; bu ya da öbür dünyadaki rahatı için yaşıyordu.

Yıllar sonra doğum gününde, lise arkadaşlarıyla otururken; görece diğerleri gibi olmayan, Esilla isimli arkadaşı sormuştu malum soruyu. "İstediğiniz her şeyi yapabilecek olsaydınız, yapar mıydınız?", soru buydu. Devamını da Koreander getirmişti zaten. "Cevabınız evetse; tüm isteklerinizin gerçekleşeceği dünyada, neler dilerdiniz? Daha da önemlisi kim ya da ne için dilerdiniz?". Soruyu tamamladığında, Esilla'yla göz göze gelmiş ve karşılıklı tebessüm etmişlerdi. Ardından; herkes sorunun sadece 'neler dilerdiniz' kısmını duymuş gibi, isteklerini sıralamaya başlamıştı: güç, güzellik, mevki, makam, ün, şöhret... Hepsi de güle oynaya dile getirmişti isteklerini. En son Esilla konuştu. "Ben olsam, istediğim her şeyi yapmazdım." dedi. Önce ufak bir sessizlik olsa da, Koreander'in doğum günü pastasının gelişiyle konu dağıldı ve parti devam etti. Esilla, partinin sonunda bir kitap hediye etti Koreander'e. Platon'un Devlet'iydi bu kitap. "Bugün sorduğum sorunun cevabını bu kitapta bulmuştum, nice senelere." dedi ve ayrıldı. Koreander, dört gün sonra ancak başladı okumaya. Heyecanlıydı; çünkü Esilla'nın söyledikleri hala aklındaydı. Ve dört gün boyunca, sorduğu soru üzerinde düşünmüştü.

Kitabı okudukça şaşkına dönüyor, her cümle üzerinde düşünerek ilerliyordu. Hayranlığı her sayfada artıyor, nefes alışları hızlanıyordu. Bazen öyle bir kaptırıyordu ki kendini, okurken hareketsiz kalan vücudunun uyuşmaya başladığını fark ediyordu. Kitap, ona inanılmaz bir şekilde babasını anlatıyordu. O ve onun gibi olan insanların yapısından bahsediyordu. İnsan olmanın ne demek olduğunu, insanın değerini, insanı insan yapan şeyi anlatıyordu. Bambaşka bir yaratıktı insan. Her şeyden önce, yeniyi yaratabilen bir varlıktı, başka türlü de davranabiliyordu. Hayvanlar gibi sırf varlığını sürdürmek, üremek için; sadece kendi faydası, rahatı için yaşamayabiliyordu. Ölçülülük erdemine sahip olarak, yalnızca temel gereksinimlerini karşılamak için tüketebiliyordu. Babası gibi davranıp, fazlasından vazgeçebiliyordu. Adalet erdemi sayesinde hak yemekten uzak durabiliyor ve yiğitlik erdemiyle cesurca dikilebiliyordu yanlışların karşısında. Dürüst veya cömert olabiliyordu, cimri ya da yalancı olmak yerine. Kendi kendinin efendisi olmayı; arzu ve heveslerinin kölesi olmaya tercih edebiliyordu. İstediği her şeyi yapabilecek kadar güçlü olsa bile; istediği her şeyi değil, insana yakışır olanı yapabiliyordu. İnsan, sadece kendi için değil; başkaları için de dileyebiliyordu. Hatta öyle bir diliyordu ki; insanın insan gibi yaşayabileceği bir sistem yaratıyor, adına da 'devlet' diyordu. Erdemli, bilge insanların yönettiği ve yine böyle insanların ortaya çıkmasını sağlayan bir devlet... Her ne kadar sayıları az olsa da, yaşamın güzelliklerini, bu insanlara borçlu olduğunu bilen bir filozof tarafından yaratılmış bir düzen... İki bin beş yüz yıl önce yazıldığını düşünürsek, belli başlı eksikler haricinde, bir çeşit değerler ülkesi... İnsana insanın değerini, hayatın anlamını gösteren bir dünya; bir çeşit olanaklar dünyası...

İlk kez tanık olduğu, ilk kez bu kadar açık seçik gördüğü bu dünyanın ardından hayatı değişti Koreander'in. Artık ömrünü; değerleri araştırmaya ve insanı insan yapan bu değerleri insanlara göstermeye adayacaktı. Şunu fark etmişti: babası gibi, Esilla gibi insanlar olmasa insanlık tarihe gömülecekti. Platon gibi asırların eskitemediği kişiler olmasa, yaratmayı unutacaktı insan. Sanatın, felsefenin, bilimin olmadığı; cesur, adil, cömert insanların ya da sevginin, güvenin, dostluğun olmadığı bir dünyada en sıradan, en sürüden insanın bile yaşamayacağını biliyordu. Bu yüzden hayatını, bu değerleri korumaya adadı. 'Eski kitaplar' isimli bir kitap dükkanı açtı. Ve yıllarca okudu. Doyumsuz bir gezgin misali, değerler ülkesini defalarca kez ziyaret etti. Artık bir hedefi vardı. Platon'un devleti gibi; insana olanaklarını, bambaşka bir dünyayı gösteren tüm kitapları toplayacaktı. Amacı ise; gerçekten erdemli olabilecek ve yeni değerler yaratabilecek kişilere yol göstermekti.

Yıllar boyunca bir sürü kitap topladı. Birçok değerli insan çıkmış ve eserler vermişti tarih sahnesinde. Farklı türden eserlerdi bunlar. Kimi roman, kimi şiir, kimi öykü kitabıydı. Bilgi yükü fazla olanlar da vardı. Ama hepsi insanı anlatıyordu. Hepsi, tüm karmaşıklığına rağmen bambaşka olanaklarına ışık tutuyordu insanın. Kişilere kendini gösteren aynalar misali bekliyorlardı raflarda.

Nadir müşterisi oluyordu. Gelenlerin çoğu da bakkal rafındaki yumurtaya bakar gibi bakıyordu kitaplara. Ama bazı müşterileri ümit verici düzeyde ilgiliydi. Böyle olanlara, verdiği kitaplarla birlikte tüm umudunu da emanet ediyordu. Kimisi geri gelir ve teslim ederdi bu emaneti. Ne kadar etkilendiğini, dünyaya artık daha keskin gözlerle baktığını söylerdi. Şimdiye kadar yalnızca iki kişi yapmıştı bunu. Koreander için bu bile bir mucizeydi. Sayılarının ne kadar az olduğunu bilerek çıkmıştı bu zorlu, bitimsiz yola.

Günün birinde bir çocuk girdi dükkana. On - on bir yaşlarında, tombul, koyu kahverengi saçları olan bu çocuk; bahse konu yaratıcı varlıkların, çocukların arasından da çıkabileceğini öğretecekti ona. İsmi Bastian'dı. Koreander'e doğum gününde sorulan sorunun cevabını, Fantazya'da bulacaktı. Ama bu başka bir öykü, başka zaman anlatılmalı.
511 syf.
·Puan vermedi
Fantastik kurgu denilince aklıma ilk gelen yazar Micheal Ende'den beklediğim türden müthiş bir kitap. Bu kitap sürükleyiciliğiyle bir iki günde bitirebileceğiniz cinsten. Kitabı okurken sizin de benim gibi kurgulara hayran kalacağınıza eminim. Şimdiden keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Saadet Özkal
Unvan:
Çevirmen, Editör

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.514 okur okudu.
  • 88 okur okuyor.
  • 1.166 okur okuyacak.
  • 68 okur yarım bıraktı.