Bayım, ben en çok sabahı olmayanların arasına koydum kendimi. Zira hiç saatlere takılmadı varlığım, tüm rakamların üzerinden atlayıp geçiverdi. Şimdi bakıyorum da; kokunuzla uyanmak, saniyeleri sayma isteğimi kamçılıyor. Bu gün, sabahım var bayım.. Bugün.. Sabahım var..
Ben, şüphesiz hastalıklı bir ruha sahiptim. Dolabında saklanan o minik kız belki de ben ölene kadar benimle olacaktı. Hatta çoktan ömrünün sonlarına gelmiş olan ihtiyar da ben ne kadar yaşlanırsam yaşlanayım yüzlerce sigara yakıp kırık penceresinden atacak, ölmeyecekti. İkisi de beni bekleyeceklerdi, biliyordum. Hani olur ya, kurumuşsunuzdur. Bir damla mutluluk için bile kökünüzü bırakıp başka topraklara ayaklanacak kadar açsınızdır buna. İşte... Savaş'ı böyle anlatabilirdim. O, benim çürük toprağımdan ayrılıp koşarak kök saldığım yeşil bahçemdi. Belki de hemen dibimde yeşeren minik bir tohum..
"Ne zaman ki kim olduğunuzu unutursunuz, o vakit kırık ayna parçaları batar çehrenize.. Her bir kesik, kimliğinizden bir iz bırakır ruhunuzun kenarlarına. Silsen silinmez, öpsen geçmez.."
"Her bir hücrem ölmek için kıvranırken, soluk bakışlı bir adam tüm intiharlardan kurtardı beni. Sonra ölümü bir daha hiç sevmedim.. Şimdi yalnızca o bana nefes bahşetsin diye, yüzlerce kere ölecek yanlarım var benim. Seve seve.."