• - Ama... ya Tsevenler... bize yardım etmezler mi?
    - Bize kimse yardım etmeyecek. özellikle de Tsevenler. Bu kutsal bir kavga , anlamıyor musun? Bu açıklıkta , sadece iki asalak var , yani biz. Hayvanlar da ilk önce bizi ortadan kaldırmak isteyecektir. Bizi ortadan kaldırana kadar , müttefik olacaklar. Ondan sonra , çevre arındıktan sonra , birbirleriyle dövüşebilirler ancak.
  • Avcılığı ve toplayıcılığı, doğanın hazırlayıp sunduklarına el koyan “asalak bir geçim etkinliği” sayabiliriz. Asalaklıktan üreticiliğe geçiş, ilkel topluluğun farklılaşmamış, türdeş, eşitlikçi, dolayısıyla çelişkisiz, durağan yapısının iç gelişmesiyle gerçekleşemezdi. Uzman avcılığa geçilmesinde olduğu gibi, bir dış etkiyle gerçekleşebilirdi. Söz konusu dış etki, bu kez, havaların soğuması değil, buzul çağının sona ermesiyle ısınmasıdır. İklimdeki bu değişiklik Avrupa’da tundraların, otlakların yerini ormanların almasına yol açtı. Ama yakındoğuda ormanların ve yağışların azalmasına, iklimin çoraklaşmasına vardı. Bunlar da yabanıl tahılların azalmasına neden oldu.
  • İnsanlar vardır, bilirsiniz, başkalarından sürekli bir şeyler bekler ya da isterler. Aslında bu, bir insanın ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasından çok daha büyük bir çabayı gerektirir. Üstelik onur kırıcıdır da. Ama onlar için önemli olan, diğer bir insanın ya da insanların kendileri için bir şeyler yapmasıdır. Bunun için her şeye katlanırlar. Genellikle bu tutumlarının bilincinde değildirler. Amaçları diğer insanları sömürmek değil, bir şeylerin hazırca kendilerine verilmesidir. Aşırı bağımlıdırlar ve kendi sorumluluklarını başkalarının üstlenmesini beklerler. Onların çevremizdeki varlığından sıkılabilir ya da bize yük olduklarını düşünebiliriz. Ama, çoğu kez kendi bağımlılığımızdan ötürü onları çevremizde tutarız. Kendilerine bir şeyler verildiği sürece bizden kopmazlar. Bir diğer deyişle, böyle kişiler kronolojik olarak yetişkin, hatta entelektüel yönden iyi gelişmiş olsalar bile, bebeklik yıllarının asalak varoluş biçimini sürdürürler.
  • İnsanlar vardır, bilirsiniz, başkalarından sürekli bir şeyler bekler ya da isterler. Aslında bu, bir insanın ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasından çok daha büyük bir çabayı gerektirir. Üstelik onur kırıcıdır da. Ama onlar için önemli olan, diğer bir insanın ya da insanların kendileri için bir şeyler yapmasıdır. Bunun için her şeye katlanırlar. Genellikle bu tutumlarının bilincinde değildirler. Amaçları diğer insanları sömürmek değil, bir şeylerin hazırca kendilerine verilmesidir. Aşırı bağımlıdırlar ve kendi sorumluluklarını başkalarının üstlenmesini beklerler. Onların çevremizdeki varlığından sıkılabilir ya da bize yük olduklarını düşünebiliriz. Ama, çoğu kez kendi bağımlılığımızdan ötürü onları çevremizde tutarız. Kendilerine bir şeyler verildiği sürece bizden kopmazlar. Bir diğer deyişle, böyle kişiler kronolojik olarak yetişkin, hatta entelektüel yönden iyi gelişmiş olsalar bile, bebeklik yıllarının asalak varoluş biçimini sürdürürler.
    Engin Geçtan
    Sayfa 34 - Metis Yayınları
  • Bir kadının itirafları:

    On yedi yıllık evlilikten sonra bir kadın şunları söylüyor:

    Erkek Allah'ın yarattığı en güzel canlıdır. Eşine, kızına, kız kardeşine, annesine, babasına, torununa vermek için sahip olduğu herşeyi feda edip vazgeçer.

    Gençliğini ve sağlığını eşi ve çocukları için feda eder. Çünkü sürekli çalışır. Bazen gece geç vakitlere kadar çalışmaya devam eder.

    Ailesinin hayatını, çocuklarının geleceğini inşa etmeye çalışır. Birkaç işte çalışmak zorunda kalsa

    sağlığına mal olsa dahi…

    Sürekli mücadele eder. Annesinden, diğer yakınlarından hatta iş yerinde amirinden işittiği azarlara tahammül eder.

    Tüm bunların sonunda yine kabak onun başına patlar.

    Biraz eğlenmek için gezmeye çıksa sorumsuz biri oluverir.

    Evde kalsa, tembel olur.

    Hata ettiklerinde, çocuklarına kızınca vahşi baba olur.

    Kızmasa boşverici baba olur.

    Karısının çalışmasına izin vermezse geri kafalı, karısının başının belası, izin verse karısının parasını istismar eden bir asalak olur.

    Annesinin sözünü dinlerse suçlu karısının sözünü dinlerse yine suçludur.

    Tüm bunlara rağmen baba şunları yapar:

    Çocuklarının her hususta kendisinden daha iyi olmasını ister.

    Çocukları küçükken ayağını büyüyünce yüreğini çiğnediklerinde tahammül eder.

    Dünyadakinin en iyisini veremezse dahi sahip olduğunun en iyisini, hatta belki hepsini verir.

    Çocukları gökteki yıldızı istese o gücü yetse güneşi getirmeye çalışır.

    Eğer anne dokuz ay çocukları karnında taşıdı ise baba da aklında, zihninde, ömrü boyunca taşır.

    Aile için babası iyi olduğu sürece tüm dünya iyidir..

    Yetim bir çocuğa sorun isterseniz.. Baba kelimesini duyup da "baba" diyecek kimseyi bulamamak ne zor bir şeydir anlatsın size.

    Allah'ım ana babalarımıza bizi ufakken merhametle yetiştirdikleri gibi merhametinle muamele et. Onları bağışla. Amin
  • Gulyabaniler inşa etmez. Onlar asalak ve leşçildir, çümüş et yerler. Gulyabaniyurdu dedikleri şehir uzun zaman önce buldukları bir yerdir, inşa ettikleri değil. O binaları yapanların, kayayı tüneller ve kulelerle delik deşik edenlerin ne tür yaratıklar olduğunu hiç kimse bilmez, ama gulyabani halkından başka kimsenin orada kalmayı ya da hattâ o yere yaklaşmayı bile istemeyeceği kesindir.
  • Herkes hayattan mümkün olduğu kadar fazlasını almaya çalışırken,
    hayata da bir şeyler katmak gerektiğini düşünen yok.
    Egoist, hırsız, istismarcı ve asalak olarak atıldıkları hayatın anlamını bu asalaklıkta görüyorlar.