Okuduğum ilk Necip Fazıl eseridir kendileri :) Üstâdın diline alışık olmadığım için mi yahut Efendisiyle tanışmadan önceki hayatının Necip Fazıl üzerindeki buhranından mı bilemedim, ilk 50-60 sayfa çok zor ilerledi. Efendisiyle tanışana kadarki kısım 'ha oldu ha olacak' dememle geçti. Sonrasıysa çorap söküğü... Dostun, dostuna dostunu sevdirmesi... Üstâdın ruhunun her bir zerresine işleyen Efendi hazretleri... Bu işlemeyi hep anlık zannederdim. Üstât, Efendi hazretlerini görecek ve olay bitecek... Aşk, Rabbine bağlı bir gönle duyulan aşk; bütün zorlukları, ruh işkencelerini, itaatsizlikleri, bıçakla kesercesine sonlandıracak ve yerini ilâhî huzur ve neşe alacak zannederdim. Öyle değilmiş. Âşık, mâşukunun yanında geçermiş kendinden. Hayatın günlük telaşı içerisinde mâşukunu ne kadar anar, ne kadar hayal edersen kendinden o kadar geçermişsin. O kadar teslim olurmuşsun. Üstâdın gönlü Allah dostu bir zât ile birlikte olduğu halde çile dönemleri, çöküşleri, dibi görüşleri var. Düştüğü bu kuyulardan Efendisiyle çıkıyor. Gönlüne, ruhuna, zihnine, davranışlarına, hâl ve hareketlerine işlediği Efendisiyle...
Üstâdın yolculuğu...
''Pârisa Hazretlerinin sözlerini elimle kaydediyor, ona bayılıyor da bir türlü tâbi olamıyorum:
<-Gafil halk, kesik ve bitkin, bir lâf eder: Yarın olsa da bir iş işlesem... Bilmez ki, bugün, dünkü günün yarınıdır. Bugün ne işlemiştir ki, yarın bir şey işleyebilsin>''
(143.s)
tâbi olmak isteyip de olamayışından...
''Ağzımdan şu sözler çıktı:
-Allah'ım; bu hâl, bu imtihan, namazımı kılmama mâni olamayacak!..''
(250.s)
diyerek oluşuna...
Üstât, uzaktan bakınca aynı noktada durduğu zannedilen fakat aslında tüm bir çemberi yürüyerek başlangıç noktasına çok daha başka biri olarak dönen, her bir çilede ve Efendisini gördüğü, hissettiği her bir anda yeni bir