Yazar, hem bireysel hem de toplumsal yaraları konu edinerek okuyucuyu geçmişin izleriyle yüzleştirir. İstanbul Üniversitesi’nde görevli akademisyen Maya Duran yer alır. Maya’nın hayatı, 87 yaşındaki Alman profesör Maximilian Wagner’in davetiyle değişir. Profesörün İstanbul’a geliş amacı, yıllar önce yaşanan trajik bir olayın izini sürmektir. Wagner, Nazi Almanyası’ndan kaçan Yahudi kökenli eşi Nina ile yaşadığı aşkı ve “Struma Faciası”nı Maya’ya anlatırken, roman hem kişisel hem de tarihsel bir yüzleşmeye dönüşür.
Livaneli, eserinde Struma Faciası ve göçmenlerin dramı gibi gerçek tarihi olayları bireysel aşk hikâyesiyle ustaca anlatır. Kitabın dili yalın ve akıcıdır; okuyucuyu hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarır. Ana karakterler derinlikli biçimde anlatılmıştır: Maya, modern bir Türk kadını olarak toplumsal baskılarla mücadele ederken; Wagner’in yaşam öyküsü tarihin karanlık sayfalarını gözler önüne serer.
“Serenad”, yalnızca bir aşk romanı değil; aynı zamanda insanlığın unutulmaması gereken trajedilerini hatırlatan bir eserdir. Okudukça, insanlığın ne kadar acımasız olduğunun yıllar öncesine dayandığını fark ettim. Hatta şu an en azından etrafımda ya da bu yaşımda gördüklerim bana “iyi ki” dedirtti. Tarihi olayları araştırmak, öğrenmek ve bu arayışa girmek ne güzel bir merakmış. Bir an, keşke tarihe merakım olsaydı diye düşündüm. Ayrıca aşkın gerçek yüzünü görmüş olmam, aslında hiç yaşamamış olmamın üzüntüsünü de ekledi. Bu kitap, ikinci kez okumama rağmen, aylar sonra tekrar okumaktan zevk alabileceğim bir eser oldu. Bütün duygularımı bir kitapta yaşamış oldum. Okurlara bu kitabı gönül rahatlığıyla öneririm.