..... Sultan'ın bu saplantısı, insan soyunun başlangıçtan beri
yüzünde taşıdığı bir organın adı olan burun kelimesinin on yıllarca yasaklanmasına yol açmıştı. İmparatorluk dahilinde
kimse burun diyemez, hiçbir yazar gazeteye böyle bir kelime
yazamazdı. Sanki milyonlarca insan bir anda burunsuz kalmıştı. Topkapı Sarayı`nın bulunduğu sahilin adı olan " Sarayburnu" bile insanin başını belaya sokacak bir yerdi. Sarayönü" gibi bir yeni tarif bulmak gerekiyordu. İstanbullu anneler
oğullarına gelin seçerken, çıplak görerek her yerini iyice bir
muayene etmek amacıyla hamama götürdükleri kızları "Maşallah pek güzel, ağzı burnu hokka gibi," diye övemedikleri
için sadece ağzıyla yetinip "Maşallah öyle küçük ağzı var ki
içine iki badem sığmaz," diye yeni methetme yöntemleri geliştirdiler. Sonradan sonraya zenginliğe yetip de elâlemi küçük
gõren dangalak taifesine "Burnu büyüdü bunun da!" diyemez
oldular. Artık kimsenin " burnuna kötü kokular gelemez"di,
Galata Köprüsü`nde kimseler "burun buruna gelemez"di,
hatta hiçbir ana baba işaret parmağını burnuna sokup hap
yapmakla meşgul çocuğunu "Burnunu karıştırma, ayıptır!" diyerek azarlayamazdı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Vehm-i hümayun" sözü tabiatiyle hoşuma gitmiyorsa da, babamı yazacak olanlardan övücü şiirler değil, tarih beklediğimden ve bu da maalesef hakikat olduğundan, kabule mecburum.
II. Abdülhamit'in oğlu Şehzade Abid Efendi