• "Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize.! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklatırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına. Kiminde şahane bir aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın! "

    Neva Bulvarı.. / Nikolay Vasilyeviç Gogol..
  • Bir Dostoyevski romanın her bitirdiğimde kendimi çok güzel ve özel bir yemekten bir tabak yemiş gibi hissediyorum. Kazanda kalan yemek miktarı her seferinde gittikçe azalıyor ve yemeği yapan aşçı artık aramızda değil. Malzemeleri yani kelimeleri okuyoruz ancak kelimelerin nasıl bir araya getirildiğini, kafasında bu  fikirlerin nasıl  oluştuğunu, sentezlendiğini, ayrı bir evren yaratıldığını hala bilmiyoruz. Hala onun seviyesini geçebilcek bir yazar yok ve bence uzun bir süre de olmayacak.

    Budala iyi kalpli insanların hasta olarak görüldüğü aslında ise hastalığın ana kaynağının toplumda olduğunu yüzümüze vuran bir kitap. Nasıl ki hastalık ve sağlıkla ilgili parametreleri çoğunluk ortalamalar belirliyorsa iyillik kötülük ve budala ya da saf olmak gibi durumları da toplumun genel kabulleri belirliyor.

     Kitabımızın budalası bana göre ise roman tarihinin en saf karateri Prens Mışkin... Bütün gün sanki o romandaki olayları yaşıyor ben de arkasından onu izliyormuş gibi hissettim. Yazar sizi bir nevi kahramanların gölgesi haline getiriyor. Bir kadının resmine bakarak ona aşık olmasını, her şeyin farkında olasına rağmen yine saflığı ve iyi kalpliliğini ön plana çıkardığını gördüm Prens Mışkin'in . Prens Mışkin bize toplum içinde akıllı ve iyi kalpli olmanın hiç de kolay olmadığını gösterdi. Toplum tarafından bir budala olarak algılanması ise onun için bir nevi kalkan oldu.


    Naatasya Flipovna prense aşık olan ama olmayan kendini ona layık gören ama görmeyen kafa karıştıran ve kafası karışık bir karakter. Kısıacası körkütük aşık olan bir kadın. Bana biraz Gruşenka'yı anımsattı. İki erkek arasında kalması karar verememesi ve ikisinin ürkütücü denebilcek kadar güzel olması...

    Kitabın başında Prens'in Yepaçinlerin evinde anlattığı Mari'nin hikayesi ayrı bir roman gibiydi. Jes vous aime Marie!

    SPOİLER!!!!!!!!!!

    Kitapta beni etkileyen sahnelerden birisi Nastasya Flipovna'nın paraları yaktığı kısımdı. Açıkçası orada Gavrilla ile birlikte ben de ayılıp bayıldım. Para insanlar için ne kadar önemli ve Nastasya Flipovna o paraları ateşe atarak bu durumla nasıl da acımasızca alay etti.

    En etkiyelici kısım bence kitabın sonuydu.Sevdiği kadını soğukkanlıkla öldüren Rogojin'in, Prens Mışkin'e dönüp onu bizden alıcaklar o yüzden sessiz olmalıyız demesi... İkisinin sessizce Nastasya Flipovna'nın yatağının yanında yatması ve onun başını beklemesi... Prens neden hiç yadırgamadı kızmadı sinirlenmedi Rogıjin'e diye düşündüm en başta. Daha sonra fark ettim ki Rogojin'i anlayabilcek tek kişi Prens Mışkin'di. Çünkü  umutsuzca  aynı kadına aşık olan iki arkadaştı onlar.
  • "Bir ürünü oluşturan kişi birçok zaman hammadesine atıfla o şeyin oluşumunu anlatır :
    Bir heykeltıraş 'Mermerden heykel yaptım.' der, bir marangoz 'Tahtadan masa yaptım.' der.
    ...
    Böyle diyen heykeltıraş bahsetmediği için mermere şekil verme süreci olmadığını, marangoz bahsetmediği için tahtaları kesip biçmeyle şekil verme süreci geçirilmediğini ve aşçı bahsetmediği için patlıcanları soyma...
    süreci yaşanmadığını hiçbirimiz anlamayız. O zaman Allah 'İnsanları çamurdan yarattım.' dediğinde, bunun neden bir süreçsizliği ima ettiğini anlayalım?"
  • Çok iyi bir okuyucuydum. Duygulu bir okuyucunun içinde, gizli bir yazma yeteneği bulunduğuna inanma hatasına düşmüştüm. Sanki güzel yemekleri sevmek, iyi bir aşçı olmaya pek yakınmış gibi.
    Trevanian
    Sayfa 11 - E yay.
  • Ahmet Ümit'in 1998 yılında yayımlanmış bir romanı. Sitede 288 sayfa olduğu belirtilse de Everest Yayınları'nın 373 sayfalık cep boyunu okudum. Kitap 1980'lerde TKP adına çalışan bir grup Türk'ün, Rusya'ya eğitim amaçlı gönderilişi ve orada yaşadıklarını konu alıyor.
    ••• Sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bu kısım ipucu (spoiler, tatkaçıran, sürprizbozan) içerebilir. Kitapla ilgili daha genel bilgiler okumak isteyenler bundan sonraki kısmı okuyabilir.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Rusya'da Moskova yakınlarındaki gizli bir bölgede marksist öğretiyi (marksizm) öğrenmek amacıyla çeşitli ülkelerden gönderilmiş öğrencilerin Türk kolllektifinden Mehmet kod adlı bir kişinin öldürülmesi sonucu yaşananlar anlatılıyor. Mehmet kollektifteki Asaf'la önemli bir konuyu konuşmak üzere kaldıkları binaya giderken sırtına demir bir çubuk saplanarak öldürülüyor. Viktor ve Nikolay adlı iki Rus istihbaratçısı cinayeti çözmek üzere soruşturmayı yürütüyor. Cinayeti çözmek için Türkleri sorgulamaları gerektiğinden Türk kollektifinin öğretmeni aynı zamanda eski bir istihbaratçı olan ve Türkçe bilen Leonid'den yardım alıyorlar. Viktor ve Nikolay Türk kollektifindekilerden cinayet gecesi nerede olduklarını rapor etmelerini istiyor. Hepsi raporları yazıyor. Şüphelendikleri kişileri sorguya alıyorlar. Cinayetten iki gün sonra yine Türk kollektifinden Kerem, Mehmet'i öldürdüğü için intihar ediyor ardında bir intihar mektubu bırakarak. Art arda gelen iki ölüm Türk kollektifindekileri tedirgin ediyor. Mektubunda Mehmet'i öldürme gerekçesi olarak oğlu ve eşinin başına gelenlerden sorumlu tuttuğu Türk kollektifine sızmış bir polis olduğu için öldürdüğünü açıklıyor. Viktor ve Nikolay, Kerem'in intihar etmiş olabileceğine inanmıyor. İntihar süsü verilmiş bir cinayet olabileceğinden kuşkulanıyorlar. Ancak katilin açık vermesini sağlamak için inanmış gibi görünüyorlar. Kendilerince buldukları ipuçlarından yola çıkarak Türkiye'den birbirini tanıyan Mehmet, Kerem ve Cemil üçlüsünden hayatta kalan Cemil'in olası katil olduğunu düşünmektedirler. Bunun üzerine yoğunlaşırlar. Oyuncak mağazasının tuvaletine bırakılan şifreli mesajı çözerler ve Yıldırım kod adlı Türkiye'den bir polisin geleceği gizli buluşmaya Cemil'i gönderirler. Ona TKP'de görevli biriyle gizli bir buluşmaya gideceği söylenir. Cemil inanır. Buluşma saatinde Cemil belirlenen yerde olur. Ancak Yıldırım'ın kendi yerine kılık değiştirerek gönderdiği Ali buluşma yerinde adamını göremeyince kaçar. Viktor'un ekibi onu yakalayamaz. Cemil'in buluşma sırasında ona bir işaret verip buluşmanın gerçekleşmesini engellediği düşüncesinden yola çıkarak Cemil'i suçlarlar ve itirafa zorlarlar. Ancak Leonid buna karşı çıkmaktadır. Cemil'in böyle bir şey yapmadığına inanmaktadır. Viktor ve Nikolay'la anlaşmazlığa düşünce soruşturmada yardım etmeme kararı alır. Çeşitli girişimlerde bulunur. Kollektifteki öğrencilerin kaldığı sitedeki yemekhanede çalışan aşçının hırsızlık yaparken yakalanması sonucu Leonid tesadüfen bir ipucu yakalar. Mehmet'in öldürüldüğü akşam aşçı Aleksey, Kerem'le çarpışır. Kerem'le karşılaşma saati Mehmet'in öldürülme saatiye uymaktadır. Tüm ipuçlarını birleştiren ekip Cemil'in masum olduğunu anlar. Leonid, Türk kollektifindekileri toplayarak Cemil'in sorgusunun yapıldığı yere ulaşır. Delilleri ve tanıkları sunarak Cemil'i kurtarır.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Ahmet Ümit'in okuduğum kaçıncı kitabı olduğunu hatırlamıyorum. Ancak "İstanbul Hatırası", "Sis ve Gece" gibi aklımda kalan kitapları var Ahmet Ümit'in. Diğer kitaplarından farklı olarak bu kitapta katil belli. Katilin ilk kez bu kadar ayan beyan ortada olduğu bir kitabı ilk kez okudum diyebilirim. Katil zanlısı olarak gösterilen başka birinin masumiyeti Leonid karakteri vasıtasıyla ispatlanmaya çalışılıyor. Nitekim parçalar da birleşiyor ve başarıya ulaşıyor. Kitaptaki handikaplardan biri oldukça fazla karakter mevcut ve her birinin farklı farklı özelliklerini anlatmak için sayfalar harcanmış. Karakterlerin çok fazla benzer özellikleri var. Bu beni biraz yordu. İlk 50-60 sayfa hikayenin içine giremiyorsunuz. Daha sonra olaylar hızlanıyor. Tam olaylar derlendi toplandı derken kitap, Yıldırım denen kişinin akıbetini öğrenemeden yarım yamalak bir sonla bitiveriyor. Kitap ne tam anlamıyla bir polisiye ne de bahsettiği TKP hakkında tam bir bilgi verebiliyor. Her şeyden biraz biraz... Ahmet Ümit üyesi olduğu TKP tarafından 1985 yılında Moskova'ya gönderilmiş. Orada bir süre eğitim görmüş. O dönem Rusya'da SSCB'nin henüz yıkılmadığı zamanlar. Kar Kokusu da 1986 yıllarında Moskova'da geçiyor. Bu haliyle yarı otobiyografik de denebilir. Ahmet Ümit bunu bir cinayet kurgusuyla işlemiş yalnız. Toplumsal bir durumla bir cinayeti birleştirmiş Ahmet Ümit. Bir zamanlar romanına konu olan olayları Moskova'da yaşamış birinin daha fazlasını anlatabileceğini düşündüm. Olaylar arası geçiştirilerek anlatılmış sanki. Mesela Mehmet kitabın başlarında telaşlı bir şekilde Leonid'in yanına gidiyordu veya Mehmet'in öldürüldüğü cinayet mahalinde kalem bulunmuştu. Bunlarla ilgili daha sonra bir yazı okumadım sanıyorum. Belki de ben hatırlamıyorumdur. Ancak kitapta geçistirilen konular da mevcut. Kitapta Rusya ve Türkiye sosyalistlerine eleştiri var. Rusya'daki değişim rüzgarına da birkaç sayfa da olsa değinilmiş. Nitekim alıntılarımda da mevcut. Kitap TKP'nin amaçları doğrultusunda bir araya gelmiş insanların hikayesini barındırsa da, TKP'nin kuruluş amaçları gayesinin ne olduğuyla ilgili somut cümleler okuyamadığımı düşünüyorum. Ben mi anlayamadım bilemiyorum. Kitapta yazım ve noktalama hataları var. Hem de gözüme hic de az görünmedi maalesef. Sanki kitabı yazı dönüştürme sitelerinden dönüştürmüş de öyle basmışlar gibi.
    Aslında kitabı okur okumaz inceleme yazsaydım daha derli toplu bir yazı ortaya çıkardı diye düşünüyorum ancak fırsat olmadı. Ahmet Ümit'i ilk kez okumaya başlayacakların bu kitaptan başlamaması gerektiğini düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
  • Zeynep ve Kerem'in aşk hikayesi anlatılıyor.
    Zeynep ailesinin baskıları sonucunda hukuk fakültesini bitirmiş, sevdiği erkek arkadaşını ailesi istemedi için ayrılmış ve daha sonra hayatında bir değişiklik yapmaya karar veriyor ve aşçı olmak için İstanbul'a okula gidiyor. Aslında başka bir amacı daha var İstanbul'a gitmesinin eski erkek arkadaşını bulmak ve tekrardan mutlu olmak ama aramaları sonuçsuz kalıyor. Okulda işler yolunda giderken ev arkadaşı ve can dostu ile kaldıkları evde sorun olduğu için yeni eve çıkmak istiyorlar ama paraları yetmediği için Zeynep hem okula gidip hem de part time çalışmaya başlıyor.
    Kerem'de abisi Oğuz'un eşinin hamile olması dolayısıyla İtalya'ya yerleşmeye karar verdiği için kardeşi Kerem'i İstanbul'da ki restoranın başına geçmesi için Amerikan çağırıyor. El mahkum Kerem İstanbul'a geliyor başta İstanbul'u istemese de Zeynep'le tanıştıktan sonra mutlu oluyor.
    Zeynep Kerem'in yanında ahçı yamağı ile tanışırken, bir gün işe giderken otobüste eski aşkını görüyor yanında bir kadın ve çocukları olmuş. Zeynep yıkılıyor.
    Sonra , Kerem ile ilişkileri başlıyor bir müddet sonra...
    Zeynep'in ailesi yine boş durmuyor ve Kerem'i de istemiyorlar..
    Sorunlar tek bunla da kalmıyor. Kerem'in öfke kontrolü olması, dövüş ile uğraşması vs. Zeynep'in de erkeklere güveninin olmaması..
    Kerem daha önce Amerika'da nişanlısı ile ayrılmak zorunda kalmış sebebi ise; Kerem'in nişanlısı Ona ya dövüşü bırak ya da ben yokum demiş ve ayrılmışlar. Kerem dövüşten asla taviz vermiyor. Ve Zeynep ile de aynı noktaya geliyorlar....
    Güzel bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ediyorum. İyi okumalar...
  • Bir kadın sakin ve sevimli olmalidir , sonra da iyi bir aşçı .