Bu yalnızlıkta, bu pislikte, bu yozlukta,
Bir çakıp bir sönen, sis düdükleri gibi
Kesilmeyen, uzak yakamozu gecenin,
Sen gel uzan yanıma, kokunu kokuma
Karıştır, ellerini ellerime bırak;
Yatağıma gir, benimle uyu, benimle.
Biri var ki açmamış bir bahar
Göklerimde yıldız içimde sır
Biri var ki bahtı bende yaşar
Benim çiçeklerim açar onda
Bende musiki bende dünyalar
Biri uzakların uzağında
Antik Roma… Sadece bir imparatorluk değil, aynı zamanda bugünkü hukuk, siyaset ve şehir yaşamının temel taşlarından biri. Bu dergi tam anlamıyla “Cumhuriyetin çöküşünden imparatorluğun ihtişamına” kadar geçen o karmaşık süreci hem görsel hem içerik olarak harika aktarıyor.
Sezar, Augustus, Senato oyunları, lejyonlar, gladyatörler… Hepsi bir film sahnesi gibi gözümde canlandı. Ama en çok etkilendiğim şey, Roma’nın sadece fetihlerle değil, fikirlerle de büyüdüğünü görmekti.
Özellikle beni etkileyen bir diğer şey de bilmediğim birçok imparator vardı, bu imparatorların kanlı senaryolarla nasıl yönettiklerini, nasıl delice düşündüklerini okurken hem güldüm hem de dehşete kapıldım.
Dergi; akademik bir dil kullanmadan, sade ama doyurucu bilgilerle Antik Roma’yı hem yeni başlayanlar hem de tarih meraklıları için erişilebilir hâle getirmiş. Görseller ve kronolojik akış çok başarılıydı. Özellikle Cumhuriyet’ten İmparatorluğa geçişteki o güç savaşları… bir Game of Thrones havası estirdi açıkçası.
Tarih seven herkesin mutlaka göz atması gereken bir sayı.
Tarih sıkıcı değildir; doğru anlatıldığında seni zaman yolculuğuna çıkarır. Bu sayı da tam olarak bunu yaptı.