• Ahmet Erhan Ahmet Erhan
    Çocuğun üstünü örtünse iyi
    Yağmura baktınsa çok iyi
    Birazdan güneş doğacak
    Küle göm acıyan yerlerini
    Ahmet Erhan
    Sayfa 539 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Yalnızım, dalga boyu yüksek sularımda
    Bir gün boğulur giderim
    Ahmet Erhan
    Sayfa 537 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun
    Sırtımdan kaç güneşi aşırtarak yürüdüm. Yok.
    Damarlarımdaki alkolü kolonyayla sildim.
    Yok. Yükseklik korkumu dirseğimle dürterek
    Kentin bütün üstgeçitlerinden geçtim
    Evlerde kabuk bağlayan yaralarımı dışarıda rüzgar örseliyor

    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun
    Yok. Sevgilim. Olamadım. İçkilere daha bir dadandım.
    1182734. Mesai saatlerinde aranılacak. Yok.
    Artan her günüm sanki ölüme ekleniyor...

    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun
    Kiraz dalına asılmış bir mendil gibi kaldım
    bekliyorum tarihin kaçınılmaz fırsatlarını
    Yok. Sevgilim. Duasız bir din arıyorum. Yok.
    Leyli bir uyku. Alnı örselenmemiş bir insan
    Gece yatıya gelen bir umut. Gündüz giden bir ehli müslüman
    Yağıyorum durup durup bütün yağmurlarımı.

    Türklerin anayurdundayım. Yalnızım. Alkol. Yok.
    Savunduğum herşeyin savunmaya geçtiği. Tanrım.
    Yok. Boğulsam cezir oluyor, yaşasam med.
    Artık evcil olan kelimeler aranıyorum;
    Oda. Pipo. Kitap. Çocuk. Ev. Aile. İş. Otobüs.
    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun

    Ancak otuzüç gün üç gece ağlasam avunurum
    Yok. Küçük Asya'dayım. Ninem Rum. Dedem Yüzbaşı.
    Kanım A Rh pozitif. Çok bira içince negatifleşiyor.
    Yok. Sevgilim. Bilemedim iki taşı çatıp bir yapı kurmayı.
    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun

    Kanım çekiliyor dünyayı böyle düşündükçe
    Yok. Sanki durup dururken saçlarım seyreliyor.
    Sıcak oldu. Genleştim. Konformist filan oldum.
    Yenik bir hayvan büyütüyorum koynumda. Yok.
    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun

    At. Avrat. Ve silah. Su. Ateş. Ve toprak.
    Bütün dinleri böyle kandırarak dinimi buldum
    Öldüğüm gün davula üç kez vurulacak. Tören. Yok.
    Kalbim. Bir ayrılığı çalıyor kampana. Tren.
    Yok. Seni istasyonlarda kaç kere öptüğümü sayamıyorum.
    Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun
    365'le 35'in çarpımı neyse ona göre kurdum kendimi
    Ondan ötesini ister eksilt ister çoğalt

    Devrim misin nesin ver artık şu adresini. Yok.
    İnkılap! İnkılap! İnkılap! İnkılap!
    Ahmet Erhan
    Sayfa 533 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Hayır hayır hayır hayır
    Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş
    Evlerde oturmak bana göre değil
    Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler
    Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım
    Yanıldığım kesin
    Yenildiğim belli değil
    Hayır hayır hayır hayır
    Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım
    Ağzım kurudu tükürmekten
    Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı yazamadım
    Sarı peruka takmış bir acı
    Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor

    Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara
    Cebimde jeton var, uluslararası

    Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken
    Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor
    Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor
    Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok

    Gecenin son otobüsü çoktan gitti
    Durdum ardından baktım
    Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım
    Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu
    Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım
    Kar yağıyordu usul usul

    Hayır hayır hayır hayır
    Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi
    Yalnızca önümü görmek istiyorum artık
    Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım
    Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna
    Doymadı karnım
    Radikal takılıyorum son günlerde
    Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri
    Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım
    Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi
    Bu kadar bendeki nostalji

    Hayır hayır hayır hayır
    İpsizin biriyim, doğru
    Kendime oniki formalık kara bir defter aldım
    Oturdum sarı şiirler yazdım
    Artık bana kim inanır
    Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken
    Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu
    Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır
    Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma
    Bana artık herşey yakışır
    Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı
    Günlerini ölüme teğelledi
    Ölümlerini unutuşa kopçaladı



    Hayır hayır hayır hayır
    Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile
    Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı
    Aklımı her hafta temizleyiciye vermek
    Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı
    Niye ellerim ceplerimde hala
    Niye bir yumruk durumunda değil
    Dünyada bir tek insanın bile
    Kuracağı bir şeyler vardır

    Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak
    Hayır hayır hayır hayır
    Çok mürekkep yaladım
    Ama tükürüyorum burada hepsini



    Bütün sözcüklerini
    Okuduğum kitapların
    Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır
    Aynalarda her sabah her sabah
    O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım
    Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı
    İpsiz uçurtmalarım
    Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim
    Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde
    Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet
    Hayır hayır hayır hayır
    Gezinip dururum yıllardır
    Koltuğumun altında
    Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap

    İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım
    Kırdım dolduğum tüm fincanları
    Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm
    Ve sevdim düşmanlarımı
    (Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır)
    Hayır hayır hayır hayır
    Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan
    Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha
    Ama hiç değilse az kaldı
    Hele bir geçsin
    Olurum iyi bir aile babası
    Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev
    Hayır hayır hayır hayır



    Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır
    Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır
    Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde
    Gece artık bütün günü içeriyor
    Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için
    Bir sürü saçmalık yapıyorum
    Bay garson, sizden özür diliyorum
    Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı
    Bahşişin güneş olsun iyi mi
    Hayır hayır hayır hayır
    Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur
    Kovulacak bir kapı daha bulmak için
    Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben

    Annem niye böyle uzakta oturuyor
    Ve otobüsler niye bu kadar erken
    Geçip gidiyorlar ufkumdan
    Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz
    Her gece oniki kilometre yürüyorum
    Köstekli saatimi rehin bıraktığım için
    Hayır hayır hayır hayır
    Kardeşler, bu dünya bana göre değil
    Kötü basılmış bir kitap gibiyim
    Çamur duygusu veriyorum okuyana
    Elimde bir gümüş zincir
    Alnımda bir derin leke
    Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede
    Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum
    Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük



    Hayır hayır hayır hayır
    Yazmak umurumda bile değil
    Okumak da bir rastlantıdır artık
    Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında
    Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor
    Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense
    Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar
    Ellerim titriyor, neden bilmem
    Belanı mı arıyorsun be adam!
    Böyle diyor kimi görsem
    Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada


    Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum
    Ellerimi göğsümde kavştursam
    Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an
    Hayır hayır hayır hayır
    Ey hayat
    Başımda lacivert berem
    Önümde konyak durur
    Beni oğlum, beni oğlum diye
    Saracaksın ne zaman
    Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan



    Annesini seven
    Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan
    Karısını ancak barışırken görebilen
    Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin
    Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum
    Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm
    Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun
    Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın
    Nasılsa gözyaşları söndürür
    Hayır hayır hayır hayır
    Bırakmayın, beni ölüm götürür...
    Ahmet Erhan
    Sayfa 529 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Geçip gidiyor günler
    Evim uzak, yol yakın
    Ölüme, kedere acıya
    Cinnet, cehennem, intihar...
    Ahmet Erhan
    Sayfa 515 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Ben bütün yenilgileri yaşadım
    Kalmadı sana hiçbir şey
    Ahmet Erhan
    Sayfa 513 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017
  • Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım
    Bir-iki dost, çuvalla düşman
    Ahmet Erhan
    Sayfa 509 - kırmızı kedi yayınları / 3. basım 2017