Türk edebiyatının toplumcu-gerçekçi efsanesi, öykücü ve romancı kimliğinin yanı sıra ruhumuzun en derin tellerini titreten usta şair Sabahattin Ali’nin tüm şiirsel mirasını barındıran "Bütün Şiirleri", hasretin, yalnızlığın, hürriyet aşkının ve trajik bir yazgının melankolik ezgilerle örüldüğü anıtsal bir edebi başyapıttır. Eser; yazarın erken yaşlarda kaleme aldığı hece ölçülü lirik şiirlerden, Sinop Cezaevi’nin o rutubetli, loş duvarları arasında filizlenen ve her biri günümüzde ölümsüz birer şarkıya dönüşen ("Aldırma Gönül", "Leylim Ley", "Geçmiyor Günler") hapishane şarkılarına kadar geniş bir duygu coğrafyasını odağına alır. Sabahattin Ali; bu hüzünlü dizelerin paralelinde, dönemin siyasi baskılarını, maruz kaldığı haksızlıkları ve insanın doğayla olan o sarsılmaz, vahşi bağını kurguya dâhice entegre eder. Şair; toplumsal adaletsizlikleri ve bireyin içsel yalnızlığını, başı dumanlı ulu dağlar, hırçın denizler ve ulaşılamayan sevgililer imgesiyle cerrah titizliğiyle harmanlar. Yazarın o duru, samimi, halk şiirinin ezgisel gücünden beslenen ama modern bir felsefi derinlik barındıran görkemli dili; bu toplu şiirleri basit birer manzume olmaktan çıkarıp, ömrü sürgünlerle ve acılarla geçmiş bir dehanın ruhunun çığlığını haykıran çok katmanlı bir edebi anıta dönüştürür.