Memleketimizde, vaktiyle dedeleri Arnavutluk'tan yahut Arabistan'dan gelmiş milletdaşlarımız vardır. Bunları Türk terbiyesiyle büyümüş ve Türk mefkûresine çalışmayı itiyat etmiş görürsek, diğer milletdaşlarımızdan hiç ayırmamalıyız. Yalnız saadet zamanında değil, felâket zamanında da bizden ayrılmayanları nasıl milliyetimizin dışında sayabiliriz? Husûsiyle, bunlar arasında milletimize karşı büyük fedakârlıklar yapmış, Türklüğe büyük hizmetler ifâ etmiş olanlar varsa, nasıl olur da, bu fedakâr insanlara (siz Türk değilsiniz) diyebiliriz?
Asri Mezarlık'tayız. Mevsimin ilk karı yağıyor. Bir avuç insan, her biri diğerinin yorgun gözlerinde gençlik yıllarından kalma bir ışıltı arıyor. Hatıralar sökün edip kalbimin pervazına üşüşüyor. Selo'nun saf, ikircikli kalbini taşımaya mecalsiz bedenini toprağa verirken değil, doğduğu evde, büyüdüğü şehirde bile ölmeyi bahtiyarlık sayan benim gibilerin yazgısına hayıflanıyorum. Azrail'le nerede ve nasıl karşılaşacağımızın bilinmezliğiyle tenim ürperiyor. Hepimiz acemisiyiz ölümün, provası yok. Ama ben istiyorum ki ölüm yaz yağmuru gibi hafif, düş bozumu gibi ani olsun. Tıpkı çocukluğumda annemin akşam oldu diye oyunun en keyifli anında eve çağırması gibi çağırsın beni.
Muhsin Macit