Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Önemli olan; hayatta "en çok şey" e sahip olmak değil, "en az şey" e ihtiyaç duymaktır.
İsteklerinizden vazgeçin -ki buna rıza ve teslimiyet denir- göreceksiniz ki acılarınızın en önemli kaynağı kuruyacaktır. Nitekim "Ne varlığına sevinirim, ne yokluğuna yerinirim" diyen Yunus'umuz, dikkatlerimizi bu hakikate çekmeye çalışır.
İnsanoğlunun yapıp etmeleri arasında kendisini en şaşırtan davranışların neler olduğu sorulduğunda Platon demiş ki:
"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler ve fakat sonra çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederlerken bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. "
Bugünü, yani şimdiyi, yani ânı unutmak aslında ne acı verici değil mi? 'Elde olmayan bir gelecek adına eldeki biricik şeyi, şimdi'yi terk etmek? '
Sahip olduğumuz en kıymetli 'şey' karşılığında, yani zaman'a mukabil, ne kadar değersiz metin varsa onları anlamaya çalışmak?
Arapçada cünun, cinnet veya tecennün sözcüklerinin ikincil anlamları çıldırmak aklı kaybetmek, delirmek demektir. Mecnun kısaca 'çılgın' ve 'deli' anlamlarına gelir. Nitekim cennet, cenin, cân, cin hatta ecinni sözcükleri de aynı kökten türerler. Bu kelimenin kökünde saklanamaz bir gariplik, bir kapalılık vardır.
Cünun hep bir örtülmenin, gizlenmenin, bir garâbetin, bir gariplik halinin adıdır; tıpkı tecennün gibi aklın örtülü oluşuna dalalet eder.
Cennet sözcüğü Türkçede 'bahçe' demektir ve bahçe ise "üzerinde bitkilerle örtülü toprak parçası" anlamına gelir tarlanın, çıplak arazinin aksine.
Cenin -malum olduğu üzre- anne karnında "saklı ve örtülü" olan yavru için kullanılır.