Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.
Onun hiç gitmediği bir yere gitmek istedim. Onun hayaletini yanımda hissetmeyeceğim bir yere. Ama doğruyu söylemek gerekirse, tam bir çözüm olmuyor, biliyor musun? Nereye gidersen git anılar hep seninle ve hayat böyle boktan bir şey işte.
Zihnimizdeki başarı kavramı çoğu zaman dışarıdan gelecek saçma sapan bir kazanıma hedeflenmiştir: olimpiyatlarda madalya, ideal koca, yüklü maaş. Hayatımızı bu ölçütlere uyabilmek için harcarız. Oysa başarı ölçülebilecek bir şey, hayat kazanılacak bir yarış değildir.
“Yüreğim bir hain,” dedi delikanlı Simyacı’ya, atlarını biraz dinlendirmek için durduklarında. “Devam etmemi istemiyor.”
“ Ne ala,” diye yanıtladı Simyacı. “Bu da yüreğinin diri olduğunu gösteriyor. Şimdiye kadar elde etmeyi başardığın şeyleri bir düşle değiştokuş etmekten korkması kadar doğal ne var.”
“Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?”
“Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır,göğsündedir, hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.”
“Bir hain olsa da mı?”
“İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir sana.”