• 440 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Mira Yelkenci’nin kalemine bayılıyorum. Her hikayesi bir önceki hikayesini bastırıyor, alışagelmiş klişe şeyler bile onun hayal dünyası ve kalemiyle bambaşka bir hale bürünüyor.
    Gelelim bu harika harikası kitabının konusuna, tabii ilk önce karakterler!..
    .
    Ali Tekin Giritli; nam-ı diyar Akhilleus!
    Ah yani ah! Bu yazarın hemcinslerine acıma duygusu yok. Öyle bir erkek karakter yazmış ki hangi insan evladının dibi düşmesin!
    Yakışıklı, zeki, başarılı…
    ("Cadıcım öylesi zaten sadece kitaplar da yani hayali karakterler" dediğinizi duyar gibiyim)
    Yalnız bu çam yarmasının everestte bir egosu var ki, tam saydırmalık. Lakin Mekin öyle bir adam ki bir an aşırı sinir olurken, bir an geliyor şeytan tüyünün etkisi altına giriyor, yumuşuyorsunuz.
    Akla zarar, kalbe zarar zalımın oğlu
    Siz hala tanışmadınız mı onunla kızlarrr?
    Kapın selpaklarınızı ve hemen tanışın derim.
    (Not: Selpak salyalarınız için lazım olacak.)
    .
    Hülya “Rüya” Baysal; geçmişi acılarla dolu, kardeşine annelik ederken tek başına güçlü durmaya çalışan, zeki, adı gibi güzelliği ile hayaller kurduran afeti devran…
    Ama gelin görün ki üstün zekasına rağmen aşk söz konusu olunca salaklıkta nirvanaya ulaşan klasik bir kadın.
    .
    Normal şartlarda bir araya gelmesi, hele ki âşık olması imkânsız gibi görünen bu iki insan, gittikleri tatil beldesin de tuhaf ama güzel bir rastlantı sonucu bir araya geliyor ve kocaman bir yanlış anlaşılmanın ortasında, akıl almaz bir aşka tutuluyorlar.
    Bu süreçte ve sonrasın da neler mi oluyor? Öğrenmek istiyorsanız hemen okuyun derim.
    Kimi yer de güldürecek, kimi yer de sinirlendirecek, kimi yer de ise içinizi acıtacak akıcı, tatlı, eğlenceli ve hayatın içinden bir şeyler bulabileceğiniz bir hikaye sizleri bekliyor.
    .
    Sizce, aşk mı tesadüfleri sever, yoksa tesadüfler mi aşkı?
    Peki ya ilk görüşte aşk? İnanır mısınız?
  • 229 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Değil değil..:)

    Belki de şöyle;
    "İnsanın mahiyeti ulviye; fıtratı, camia olduğundan; binler enva-ı hacat ile binbir esma-ı ilahiyyeye her bir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır. "
    Kamus-i Osmanî


    Daha da mı karıştı?
    Çünkü dünyanın en karışık, en içi dolu ya da en yakıcı üç harfinden müteşekkildir kendisi ; AŞK.

    Verme potansiyelinin zirve noktasıdır.
    Sınırsızdır, onun için ne bulduysak doldururuz içine. Gözü kör eden bir melankoliyle cana kasteder.

    Bir ateştir mesela, körüklemekten pek zevk aldığımız.
    Savunmasız bırakmaktır kendimizi, gönüllü köleliktir. İnsan ,ayağına takılacak prangayı kendi elleriyle karşısındakine sunar mı? Aşıksa sunar.

    Gizemlidir, boyutları, evsafı net değildir. Karanlıktır. Kırmızı değil siyahtır aşkın rengi.
    Mücadeledir, direniştir ama tek kişilik.
    Geçici bir deliliktir. Şişirip durduğumuz balonun elbette patlayacağını bildiğimiz gibi, her şeyin farkında olup, olmak istememe halidir.

    Aslında en güzel Fuzulî anlatır aşkı;
    "Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib,
    Kılma derman, kim helakim zehr-i dermanındadır."

    İşte tüm bunları Lami'nin dilinden anlattım size. Bir çift mavi gözün, altın sarısı saçların, büyüleyici güzellikte bir silüetin peşinden savrulup giden Lami'nin.

    Osmanlının son dönemlerinin arka planda boy gösterdiği enteresan bir aşk hikayesi.

    Dış güzelliği, içinin bütün çirkinliğini örtmeyi başaran, sarayda büyümüş, zenginlik ve ikbal düşkünü, istediklerine ulaşabilmek için insanları, insanların duygularını bir kalemde harcayabilen melek görünümlü şeytan, Canan 'ın hikâyesi.

    Aslında mevzu tam olarak o değil.
    Şöyle ki;
    "Cihanda aşık-ı mehcur sanma rahat olur,
    Neler çeker bu gönül, söylesem şikayet olur. "
    Şeyhülislam Yahya

    Aşkın insanı düşürebileceği bütün çukurları tek tek işaret etmiş yazar. Bu muazzam körlüğü kıskacına kapılınca güpegündüz güneşi mehtap sanan Lami 'nin yaptıklarını okurken yok artık deyeceksiniz.

    Canan'ın boğazına sarılıp öldürmek istediği an bile aşkından deli divane olan, kini körlüğünün gölgesinde yok olup giden Lami,rüzgarın ondan götürdüklerinin farkında değil. Ona gelen sadece sevdiğinin kokusu.

    Ama beni en çok Bedia hayal kırıklığına uğrattı. Lami, Canan uğruna kendisinden vazgeçtiği için, kocası ona tekrar döndüğünde ağır bir darbeyle yere sermeliydi onu. Manevi anlamda tabi. Ama yapmadı.

    Ana fikir; Dimyat 'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayınız.

    Değil değil..:)

    Bırakın kalbiniz kan pompalasın, akıl en büyük nimettir.
    Ve tabi ki unutmadan eklemem lazım;
    Vefa, en müstesna duygulardandır.




    Keyifli okumalar..:)
  • "Hocam stres, kaygı, panik-atak gibi durumlardan nasıl kurtulurum?"

    Bu tip sorulara sıklıkla muhatap oluyorum. Ben bir psikolog değilim. Ama bu konulara din penceresinden bakmaya çalışıyorum. Yaptığım okumalardan kendi nefsim için çıkardığım 12 altın kuraldan söz edeceğim. Belki sizin de işinize yarar.

    1. Bugüne odaklan.

    Geçmişin hüzünleri veya gelecekteki muhtemel zorluk ve sıkıntıları düşünerek dayanma gücünü boşa sarf etme. Çoğu insan gelecek zamanın kaygılarını taşıyarak vaktini geçirir de o zamanlara ulaşamaz. Gelecek için yol haritası çizmek, plan yapmak başka, gelecekte karşılaşabileceğin muhtemel zorluk ve sıkıntıların stresini bugünden çekmek başkadır.

    2. Boş kalma, kendini güzel, hayırlı işlerle meşgul et.

    Tabiat boşluktan nefret eder. Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen nefsin seni bâtıl ile meşgul eder. Çoğu insan boş kuruntulara, temennilere, hayal ve nostaljilere sırf kendilerini iyi şeylerle meşgul etmedikleri için kapılır.

    3. Kazaya ve kadere razı ol.

    Allah Resûlü’ne (s.a.v.) kulak ver:

    Bil ki başına gelecek olanın gelmemesi olmazdı. Başına gelmeyecek olanın da gelmesi olmazdı. (İbn Mâce, “Sünnet”, 10). Bütün insanlık, sana bir fayda vermek için bir araya gelse ancak Allah’ın yazdığı kadar fayda verebilirler. Bütün insanlık, sana bir zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah’ın yazdığı kadar zarar verebilirler.(Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyame”,59)

    4. Hayat sandığın kadar uzun değil, fırsatı ganimet bil!

    Hayat dediğin şey göz açıp kapayıncaya kadar gidiyor. Ne dem bâki ne gam baki! Sevinçler de hüzünler de bugün var yarın yok. Öyleyse sen gelip geçici sevinçlerin değil ebedî sevincin peşinde koş. Günü birlik hüzün ve korkularla vakit kaybetme, asıl dert etmen gereken korkulara odaklan!

    5. Olumsuz duygu, düşünce ve vesveseleri def et!

    Senin en büyük ve sinsi düşmanın şeytan seni zaafa uğratmak, yaşama sevincini kaçırmak için sürekli olumsuz duygu ve düşünceler pompalar, vesveseler verir. Ona kulak verirsen sürekli bir kaygı, panik, telaş, huzursuzluk duyarsın. Düşmanını tanı, onun sesine kulak verme, ondan her dâim Allah’a sığın.

    6. Şer zannettiğin hayır, hayır zannettiğin şer olabilir, acele karar verme!

    Gaybı bilmediğimiz için şu ana odaklanarak acele karar veriyorsun. En ufak bir olumsuzluğu “şer”, hoşuna giden her şeyi “hayır” diye etiketliyorsun. Rabbine kulak ver: “Bir şey sizin hoşunuza gitmediği halde hakkınızda hayırlı olabilir. Bir şey sizin hoşunuza gittiği halde hakkınızda şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

    7. Sahip olamadıklarının mahrumiyetini çekme, sahip oldukların için şükret.

    Dünyevî hususlarda senden daha iyi durumda olanlara bakma. Böyle yaparsan sürekli kendinde olmayanların listesini çıkarır bunların yoksunluğunu duyar, mutsuz olursun. Sende olanların listesini çıkar. Senin şu an içinde bulunduğun durumda olmayan milyarlarca insan var. Neye sahipsen ona şükret. Allah şükretilen nimeti arttırır, nankörlük edene ise ceza verir. (İbrahim, 7)

    8. İnsanlardan beklenti içinde olma, halini Allah’a arz et.

    İnsanlardan beklentini ne kadar azaltırsan o kadar mutlu olursun. Beklentin çoğaldıkça hayal kırıklıkların artar. Bütün kalpler Allah’ın elindedir. Sen insanlardan minnet, teşekkür, ilgi, alaka bekledikçe kendini onlara beğendirmek, ilgi görmek için gayret edersin. Herkesi memnun etmek asla mümkün değildir. Yaptığın bir iyilik için insanlardan minnet ve teşekkür bekleme, onu Allah rızası için yap. Halini Allah’a arz et, O insanlar gibi vurdumduymaz, vefasız değildir. O, eş-Şekûr’dur, yaptığın amelleri, iyilikleri görür, mükâfatını kat kat verir.

    9. İnsanların senin hakkında ne diyeceğine değil, Allah’ın ne diyeceğine bak.

    İnsanların dilinden peygamberler dâhil hiç kimse kurtulamamıştır. Her iyiliği eleştiren, düştüğün her kötü durumdan mutlu olan birileri vardır. Onların senin hakkındaki fikir, kanaat ve düşüncelerine odaklanırsan duyacağın sözler sürekli mutsuzluk kaynağı olur. Allah’ın senin hakkındaki kanaatine odaklan. Birçok insan, hayatını başka insanların söz, beklenti ve değerlendirmelerine göre yaşar. Birini memnun etse, diğeri ile arası bozulur.

    10. Kötülüğü en güzel şekilde önle.

    Atalarımızın dediği gibi “kötülüğe kötülük her kişinin kârıdır. Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.” Bak ki Rabbin ne buyuruyor: “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet, 34)

    Kötülük yapana kötülük yaptığında onun seviyesine düşmüş olursun. Ona iyilikle davrandığında kendi seviyeni korumuş, belki de onu da kendi yanına çekmiş olursun.

    11. Hüznünü insanlara değil Allah’a arz et.

    İnsan hayatındaki olumsuzluklardan insanlara şikâyet ettikçe, dert yandıkça bunları daha da arttırmış, haddinden fazla önem vermiş olur. Bir de şikâyet ve yakınma düşmanı sevindirir, dostu üzer. Kaldı ki çoğu zaman şikâyet ettiğimiz, yakındığımız konularda insanların yapabileceği herhangi bir şey yoktur. Oysa hüznünü, kırıklığını, hayatındaki olumsuzlukları Rabbine arz etse hem rahatlar, hem de işlerini, her durumu değiştirme gücüne sahip olan, sonsuz güç ve kudret sahibi olana arz etmiş olur. Hani, Hz. Yakup, oğlu Yusuf’u kaybetmekten duyduğu hüzünle ilgili ne diyordu: “Ben, gam ve kederimi yalnızca Allah’a arz ediyorum.” (Yusuf, 86)

    12. Suratını asma, tebessüm et.

    Kimi zaman ruhunuzdaki duygu ve düşünceler bedeninize yansır, bazen de beden hareketleriniz ruhunuzu şekillendirir. Yüzünüzü astığınızda, dudağınızı büzdüğünüzde, kaşlarınızı çattığınızda bu durum bir zaman sonra ruhunuzu karartır. Allah Resûlü (s.a.v.) hayatında yaşadığı tüm zorluklara rağmen asla katı kalpli, asık suratlı değildi, daima güleryüzlüydü. Rabbimiz onunla ilgili şöyle buyurdu: “O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” ‘(Âl-i İmran, 159)

    Rabbimiz her türlü stres, gam, keder, kaygıdan bizleri uzak eylesin.

    (Soner Duman/22.Rebîülevvel.1441/17.Ocak.2020/Cuma)
  • Tanrı değiliz, şeytan değiliz; nankör, kibirli, büyük burunlu, çıkarcı, bencil hiç değiliz. Dikkat ederseniz bunlar hep insanlara ait fikirler ve özellikler. Kendi yansıttıklarınız yüzünden bizi sevmiyorsanız, bu sizin kaybınız olur. Bir kediyle yaşama ayrıcalığını teptiğiniz için neler kaçırdığınızı asla bilemeyeceksiniz.
    Özlem Anar
    Sayfa 116 - Çınar Yayınları
  • Aşık olmaktan,hakikaten ve deli gibi sevmekten korkuyordu."
  • 328 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İçimizde bir şeytanın olduğu falan yok! İçimizde kendimizden ve beslediklerimizden başka kimse yok. Yakınlaşmak bazen ciddi manada acı verir. Çoğu zaman ani yükselen duygulara kapılıp denizin üstünde rotasını şaşırmış bir geminin dalgaların hiddeti ile bir taraftan öbür tarafa savrulması gibi hisler denizinde boğulmaya terk ediliriz.
    Tamam sevmek, aşık olmak gerçekten çok ciddi ve mucizevi denecek kadar güzel duygular, ama onları mantıkla birlikte yürütmesini bilmek daha da oturaklı olacaktır.
    Ömerin ani yükselişler ile macidenin ani kabullenişleri birleşince böyle bir son kaçınılmazdı herhalde. Aslında bir sonun güzelliğini başlangıcın dengeleyici sıcaklığı belirler. Lakin bu pek olağan şeyler içerisine giremiyor...

    ***

    Kitap gayet başarılıydı, lakin okuduğum diğer ikisi kadar değildi.
    Tabiki anlatılmak istenenden, anlatım biçiminden ve tüm betimlemelerden herhangi bir yoksunluk olduğu pek sayılmazdı.
    Ben Sabahattin Ali 'yi okumak güzeldir demekle kapatıyorum, iyi okumalar...