• Aşıkken evlenme kararı almayın sadece aşkın tadını çıkarın, geçici olduğunu bilin ve keyfini sürün. Seven kişi sevdiğini kusurlarıyla sever onun her haline kabul verir.
  • Mutluluk sıkışmışken zamanın çıkmazlarında,
    Saatim hep aynı kedere ayarlıyken,
    Hüzün aşıkken bakışlarıma,
    Yalancı baharlar, gözyaşı getiriyorlar kapıma,
    Aldanıyorum umut maskesi takmış, hıçkırıklara.
  • " İnsanın dörtte üçü aşıkken belirir. "
  • Aynadan çok, sende kendimi görmeyi severdim ben. Senden bakınca çok güzel görünürdüm çünkü. Insan aşıkken ne kadar güzel görünüyor!
  • Kinyas ve Kayra, Hakan Günday’ın 23 yaşındayken, okulunun karşısındaki kahvede yazdığı, ilk romanı. Yeraltı edebiyatına giriş yaptığım bu günlerde “onların Bukowski’si varsa, bizim de Hakan Günday’ımız var!” düşüncesi ile Bukowski’ye ufak bir ara verip Hakan Günday ile tanışmak istedim. Pek de memnun oldum, sizlere de bahsetmek istedim.

    Bu siteyi keşfetmeden önce kitap okuduktan sonra Ekşi Sözlük’teki yorumları okurdum. Artık incelemeleri okumaktan daha çok keyif alıyorum. Ama yine de eski bir alışkanlıktan ötürü sözlüğe bir bakmak istedim, pişman oldum. Zira kalbim kırıldı çok beğendiğim kitap hakkında “ergence” olduğundan bahisle yorumlar yapıldığını görünce. Kim çıkarttı bu “ergen” sözcüğünü biyolojik anlamının dışında kullanmayı bilmem. Anlamadıkları her duyguyu bu şekilde nitelendirmeye başlamış insanlar. Yüzeysel bir eleştiri, aksini kabul edemiyorum. Problemleri ergence diyerek basite indirgeme çabası her zaman doğru sonuçlar vermiyor.

    Bu tatsız konuları bırakıp karakterlerin üzerimde yarattığı etkiden ve haklarında varmış olduğum kanılardan bahsetmek istiyorum şimdi. Kitabı okumadıysanız ve ilerde okumayı düşünüyorsanız, burada vedalaşıyoruz sizlerle ve devam ediyorum.

    Üç bölümden oluşuyor kitap. Her bölümü bir oturuşta okumanızı tavsiye ederim öncelikle. Bölümler arası çok keskin çizgilerle ayrılmış çünkü. Birbiri ardına okuduğum zaman kafamı kitaptan kaldırdığımda boş gözlerle baktım etrafa. Evet, ne diyorduk...

    Kinyas... Kin ve yas. İsmini kendi kendine veren, geceleri uyuyamayan, yakışıklı suratının aksine vücudu dövmelerle kaplı şiddete eğilimli bir adam. Kan kardeşi Kayra... Uyuyabiliyor Kinyas’ın aksine, uzun saçları ve bıyığı olan, siyah giyinmeyi seven, çirkin bir adam. Birlikte geçirdikleri günlerden bir kesit okuyoruz ilk bölümde. Sonra kitap Kayra’nın yolu ve Kinyas’ın yolu olmak üzere dev bölümlere ayrılıyor. Hangisini seçerdim diye çok düşündüm. Okuyan birçok kişinin aksine Kayra’nın yolunu seçeceğime karar verdim. Neden ama niçininden bahsetmek istiyorum.

    Başlarda Kinyas ve Kayra’yı birbirinden ayıran pek de derin çizgiler yok. İkisi de insanlığını yitirmiş katiller. Farklı bir düşünce sistemleri var, insani duygular hissedemiyorlar. Bir amaç edinmişler kendilerine. Yazarak anılarını ve hayallerini tüketmek, unutmak ve nihayetinde zihinsel ölümü gerçekleştirmek. Aynı etkiyi bırakmıyor üzerlerinde yazmak. Kayra zihinsel ölümünü gerçekleştirirken, Kinyas insanlığına dönüyor. Peki benim için neden Kinyas’ın değil de Kayra’nın yolu? Kayra, hasta. Bir dostunun gözlerini kaşıkla çıkarırken dahi düşündüğü şey yerlere sıçrattığı kan oluyor. Hissetmek için öldürüyor belki, üzülmek istiyor, mutlu olmak istiyor, pişman olmak istiyor... Herhangi bir şey, herhangi bir duyguyu hissetmek istiyor. Okurken bu sefer diyorsunuz, bu sefer hissedecek. Hayır, olmuyor. Böyle adamların düzelebileceğini, onları iyileştirebileceğimizi düşünmek kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük. Bize aşık olmayacaklar, bize dost olmayacaklar, zarar verecekler sadece. Tedavi edilmeleri gerekiyor, ama bizim tarafımızdan değil. Yine de seviyorum Kayra’yı. Yaptıklarında bir tutarlılık buluyorum çünkü, mantığını anlayabiliyorum. Mutlu olmayı, sevmeyi keşfedememiş bir adam. Dünyanın düzenine ayak uyduramadığı için kendi dünyasını yaratmış.

    Kinyas’a gelecek olursam, bu yazma fikri, yazarak tükenme fikri kendisinden çıkıyor. Beklemediği bir etkisi oluyor onda fikrinin. Kayra’yı terk ediyor ve insanlığına dönmenin ilk adımını atmış oluyor. Kayra zihinsel ölümünü gerçekleştirirken Kinyas’ın insanlığa dönüş süreci yaşanıyor. Ailesine dönmüş, kendisine bir sevgili edinmiş... Duygularını uçlarda yaşayan Kinyas gitmiş, yerine orta karar, topluma adapte bir Tolga gelmiş. Kinyas aşıkken gözü başka hiçbir şey görmüyor. Ölesiye bağlanıyor sevgililerine. Korkup kaçıyor kadınlar kendilerinden. Tolga’ysa modern toplumun sıradan bireyi. “Senden hoşlanıyorum.” diyebiliyor sevgilisine. Bunu dediği an keşke diyorum, dönmeseydi evine. Topluma adapte olmak bu muydu? Gerçekten normal görünmek için orta karar mı yaşamamız gerekiyor?

    Sanırım yaşadığımız çağda Tolga gibi olmak zorundayız kabul görmek için. Delice sevmemeliyiz, hoşlanmalıyız sadece. Ya da Kayra gibi zihinsel ölümümüzü gerçekleştirmeliyiz. İrdelenecek o kadar çok şey var ki bu kitapta, herkes kendine farklı bir sonuç çıkarabilir. Çıkarmaya da bilir, bırakalım dağınık kalsın... Yalnız hissediyorsanız, yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz okurken. Sizin gibi düşünen, bu kalabalığa uyum sağlayamadığını düşünen başka kalabalıklar da var aslında. Okuyun, göreceksiniz... Sevgiler.
  • “Âşıkken oyun nedir bilmem ben Sevaçya. İçimden geldiği gibi davranırım. Naz etmem, doyasıya severim. İma etmem, doyasıya kavga ederim. Biliyor musun, bazen bu halimle kendimi başka bir gezegenden gelmiş gibi hissediyorum...”
    Karin Karakaşlı
    Sayfa 23 - Can Yayınları
  • MAVİYİ SEVEMEZSİN SİYAHA AŞIKKEN