Melisa Kan

Melisa Kan
@asilemnak
Çorlu, 6 Ağustos
125 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Spoiler
Puan vermedi·90 syf.··
Beğendi
·
2023 3. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2023 02:31
Bir idam mahkûmunun son 6 haftası da denilebilir. Çünkü sadece son gün değil yaklaşan her gün ona eziyet verdi. Bir sabah hücresinin kapısı açıldı ve herkes ona iyi davranınca anladı ki o gün bugün. Okurken istemsiz empati yapıyor insan. Victor Hugo öyle bir anlatmış ki empatiden yoksun insanları bile etkileyebilir. Sanki giyotine ben de karakterle birlikte gittim, o adımları ben de attım, etrafımda kalabalığın o çirkin kahkahası ve üstümden çekilmeden ölmemi bekleyen gözleri hissettim. Tenime değen demiri, bileklerimi saran ipleri, saçımın kesilişi, yağmurun ıslatışı... En sonda 5 dakika daha diye yalvarışındaki o küçücük umut benim de içimde oluştu. Ama beni en çok yaralayan kızıyla olan sahnesiydi. Sanırım daha yaklaşık 1 saati varken kızıyla görüştü. Kucağına oturttu, sarıldı, saçını okşadı, bağrına bastı. Kız da dedi ki: "Ah! Canımı yakıyorsunuz, bayım." Görmeyeli o kadar uzun süre olmuştu ki kızı onu tanımamıştı bile. Ve artık sadece bir idama mahkûm değil aynı zamanda "Baba!" sözcüğünü duymamaya da mahkûm olmuştu. "Bu bellekten çoktan silinmiştim, var olmayı istediğim biricik bellekten! Tanrım! Artık baba değilim! Bu sözcüğü, çocukların kullandığı bu sözcüğü insan dilinin en güzel sözcüğü olan “ Baba !” sözcüğünü duymamaya mahkûm olmuştum."
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
Reklam
Spoiler
Puan vermedi·126 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2023 01:02
Okurken aşktan soğuduğum bi eser oldu diyebilirim. Kitap gayet güzel, bunu içindeki karaktere ithafen söyledim. Kitapta en ufak şeyden mutluluk duyan Werther'in imkansız bir aşka tutulup günden güne nasıl yok olduğu ilmek ilmek işlenmiş. Hepimizin dilinden düşüremediği aşk, zihninin diğer güçlerini, canlılığını, keskin zekasını nasıl da yitirivermiş. Aslında Werther'in tam olarak hissettiği duygunun adı aşk mıydı? O da tartışılır. Ancak şahsi fikrim bunun aksi yönünde. Bence Werther'in içindeki duyguyu bu denli büyüten şey Lotte'nin erişilmez oluşuydu. Elde edemediği her şey daha cazip gelir insana. Daha en başında onu uyarmışlardı sakın aşık olma diye. Birine neyi yapma dersen yapmak ister, yapmaya meyillidir. En belirgin örnek çocuklarda değil mi? Bu insanın doğasında var, tamamen içgüdüsel bi davranış. Olayın etik kısmına çok girmek istemiyorum. Neticede insan kime aşık olacağını seçemez. Ama bir insanın hayatının, öylece gözümün önünde, okuduğum satırlarda yitip gitmesi beni o kadar üzdü ki. Kalbim kırık. Ne gerek vardı demekten kendimi alamıyorum. Hiçe gitmiş bir yaşam. Kimin uğruna, ne uğruna? Bir zamanlar bu noktaya ben de geldiğim için o kadar kızmıştım ki kendime. Kendimi bu hale ben getirdim. Bu gücü kendi ellerimle verdiğim için o kadar kızgınım ki. Kimse kimseye kendi hakimiyetini vermemeli ya. Kimsenin bize bir şey yaptığı yok, biz her şeyi kendimiz yapıyoruz. Werther da kendi sonunu kendi hazırladı, üzücü. Hepimiz bir noktada benciliz. (Biraz da gerekiyo.) İstiyoruz ki her şey bizim gönlümüzce olsun. Ama eğer seviyorsak birini onun bizsiz de mutlu olması neden bizi de mutlu etmiyor? Çünkü başkasını severken bile aslında kendimizi seviyoruz. Başkasına duyulan sevgide bile 'ben' var. Elbette herkes ister sevdiği tarafından sevilmek. Ama Werther'ın
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma
(Spoiler içerebilir)
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2021 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2021 00:14
Veee bitti. Ama ben hâlâ etkisinden çıkamadım. Kitap Oscar Wılde'ın tek romanı olma özelliğini taşıyormuş. Zirvede bırakılmış bir tür diyebilirim. Düşünmek istiyorum. Ruhumu çıkarıp karşıma aldığımı, onu incelediğimi hayal ediyorum. Gördüklerimden ne kadar memnun kalırım? Emin değilim. İşte tam da bu olay gerçekleşiyor bu romanımızda. Baş karakterimiz Dorian Gray, kusursuz bir güzelliğe sahip. Öyle ki tapınılacak derecede. Kendisi de bu güzelliğinin farkına vardığı an, her şeyi değiştirecek cümleler dökülüyor dudaklarından. "Keşke hep genç kalacak olan ben, yaşlanacak olan da portre olsaydı!" Öyle de oldu. Ruhu artık tüm çıplaklığıyla portredeydi. Yaptığı her kötülükte çirkinleşen, yaşlanan portreydi. Ama o yıllarca güzelliğini korudu. Bu serüven öyle güzel anlatılmış ki kitabı elinizden bırakasanız gelmiyor. Bana kalırsa hepimiz bir Dorian Gray'iz. Fark şu ki biz ruhumuzu göremiyoruz, bütün o çirkinlikleri görüp dehşete düşmüyoruz. Bu yüzden herkes kendince iyi kalpli melek. Ruhumuzun resmi yapılsaydı belki de herkes saklardı kendi resmini. Ya da saklamayanlar bir şekilde yalnız kalırdı. Bilmem, belki de birbirlerinin kötülüklerini bildikleri için daha samimi bir ortam oluşurdu. Ama her insanın portresi kendisi için işkenceden farksız olurdu. Ben ruhumla beraber yaşamayı seviyorum, hallediyoruz bi şekilde. Göz görmeyince gönül katlanır misali heralde. Sadece bu değil. Hiç yaşlanmamak da istemezdim, tekdüzelik sıkardı bi süre sonra. Kusurlarımı seviyorum, mükemmel değilim. Akıp gidiyor işte düşüncelerim, daha yazsam nelerrr neler... Son olarak kitabın sonunu az çok tahmin edebiliyordum ama muazzam bir anlatımla bitirmiş yazarımız.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Ren Kitap · 201899bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2021 01:59
Öncelikle bu kitaba benim için çok değerli bir insan sayesinde başladım. Belki de ilk kez inceleme yaptığım kitap bu yüzden budur. 'Sinemadan çıkmış insan' gibi olma diyerek bir çok söylemleriyle hayatıma yön veren o insana, görmeyecek olsa bile teşekkür ediyor ve fazla uzatmadan kitaba geçmek istiyorum. Yusuf Atılgan, baş karakterimize bir isim bile vermemiş. Kitapta C. olarak geçiyor. Kişinin ismi kendisiyle en az ilgili olan yanıdır diyor. Başlarda 'bu kim, ne anlatıyor?' gibi aklınızda soru işaretleri oluşuyor, alışma süreci geçiriyorsunuz ama sonrasında hiç zorluk çekmiyorsunuz. E farklı tarz bir kitap olduğunu ilk cümleden de anlayabiliyorsunuz zaten. Bay C. geçim derdi olmayan, babasının mirası sayesinde zengin (her ne kadar kendini böyle nitelendirmese de) bir aylak. Hep bir yere geç kalmışlık hissi taşıyan ve her gün sokaklarda gerçek sevgiyi, gerçek aşkı arayan biri. Çocukluk travmalarını da es geçmemek lâzım tabii. Herkes ebeveyn olmamalı diye boşuna demiyorum. Kitapta Ayşe ve Güler adı verilen iki yeni karakterimiz var. Bu iki kadınla C.nin yaşadıkları uzun uzun anlatılmış. Bir de B. var ama yok denilecek kadar az yerde bahsi geçiyor. Bir çok insan aşka inanıyor ve hayatı boyunca 'doğru kişiyi' arıyor. Kimimiz buluyor, kimimiz bulamıyoruz. Kimimiz de bulduğumuz an kaybediyoruz. Günlük hayatta verdiğiniz en ufak kararlar bile hayatınızın gidişatını büyük ölçüde değiştirebiliyor. Ben bunu bu kitapta çok iyi anladım. Özellikle ertelememenin gerekliliğini. Kabul, böyle bir son beklemiyordum ama başka türlüsü de beni tatmin etmezdi. Bitirince boş boş duvara baktım. Akıllara kazınabilecek bir son olmuş. Kitabı okuduğum süreçte artık insanlara daha da dikkatli bakmaya başladım. Evler, insanlar konusunda tahminler yapar oldum. Mutlu bir aile evi gibi gözüken
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma