Karşılaştırıldığı "Gecenin Sonuna Yolculuk" ve "Yolda"ya benzerliği tartışılmaz, zaten kendisi de bunu saklamıyor. Roman'da beat generation'dan bahsedildiğini görüyorsunuz. Karakterlerin aksiyonlarındaki motivasyonlar da keza hem Celine'nin hem de Kerouac'ınkilere çok benziyor. Ancak bana göre bu romanı diğer şaheserlerden ayıran şey gerçekçiliğin sınırlarının zorlanıyor olması, farklı karakterlerin hayatlarına gerçekten girilebiliyor alması yazarın ustalığını gösteriyor. Bir şairden bahsederken onun dünyasında ne kadar oluyorsak, şiirle hiç alakası olmayan bir vücut geliştirmeci, bir savaş fotoğrafçısı, bir milyonerin de hayatına o kadar iyi girebiliyoruz. Bunların hepsini tecrübe edip yazmak bir ömre kolay kolay sığacak bir şey değil, bu konuda başarısı özellikle ikinci bölümde, her sayfada kendini hissettiriyor. Diğer yandan tüm bu gerçekçiliğe rağmen, hem kurgusundan hem de romanın ve Latin Amerika'nın o gizemli havasından olsa gerek her an olağındışı, sürreal manzaralar, karakterler, olaylar gelişebilecekmiş gibi bir havası var. Yedi yüz seksen küsür sayfa olmasına rağmen hiç sıkmayan, ara hikayelerle sürekli heyecanı canlı tutan bir kitap. Eleştirmenlerin de dediği gibi Cortazar'ın "Seksek"i gibi hem latin edebiyatı hem de dünya edebiyatı adına anahtar kitaplardan biri, şiddetle tavsiye ederim. Hele de Yolda'yı ve Gecenin Sonuna Yolcululuk'u sevdiyseniz hiç durmayın.