Kemâl Paşazâde merhûm, ilk zamanlarında tarikatları sevenlerden olmayıp, variyetli, enâniyetli ve ulemâ bir kişi imiş.Azametli bir şekilde arkası üzere yaslanıp oturmak özel zevki imiş. Bir gün seyyah erenlerinden bir can gelip;
- “Hoca, sana bir sorum var. Allah'ın ilmine nisbetle mahlûkâtın ilmi ne gibidir?” diye sorduğunda;
- “Var hey torlak, hiç o teşbih ve nisbet kabul eder mi? Fakat senin anlayabilmen için, bir benzetme yapayım” diyerek, eline bir sayfa kağıdı alır ve kalem ile ortasına bir nokta koyar.
- “İşte mahlûkatın ilmi bu nokta gibidir, etrafı da Allah'ın (c.c.) ilmi gibidir” der. O can;
- “Efendim kerem edin, siz de ilminizi bu noktanın içinden çıkarın” deyince; Kemâl Paşazâde hazretleri mütehayyir olup, kendisine bir hâlet-i istiğrak gelir, gaşy ve bihuş olur, kendisinden geçer.
Sonra kendine geldiğinde;
- “Aman o torlak nereye gitti, bakın, çağırın.” der.
Koşarlar, bakarlar ki kimse yok; kaybolmuş, gitmiş. İşte bu canın irşâdından sonra Kemâl Paşazâde merhûm, azamet ve enâniyetini terk edip, derviş nihâd ve hoş-rû olur. Şiirlerine dahi tatlılık gelir. İşte Cenâb-ı Hak istediğini gayb erenleriyle ve daha başka şeylerle irşâd eder, berzâhtan kurtarır, buyurdular.