Gönül bir konak ister, yapar içine girer oturursun, gönül memnun olmaz; gönül bir de yalı ister, yalıyı da yapar içine girer oturursun, gönül yine memnun olmaz. Gönül bir de bağ ister, onu da yaparsın, gönül yine memnun olmaz. Gönül yine başka bir şey ister, hasılı yaparsın yaparsın, gönül memnun olmaz.
Gönül ne ister? Gönül sahibini ister. Gönle sahibini vermedikçe gönül memnun ve müteselli olmaz.
Gazneli Sultan Mahmud dönemine kadar filleri cenge gönderirler, üzerine binmeyip hortumuna bir kılıç bağlayıp salıverirlermiş. Sultan Mahmud'dan sonra bu âdeti terk etmişler. Filvaki güzel cenk ederler ve iyi kılıç sallarlarmış. Çünkü fil kısmının kini ve gayet zekâveti vardır. İfrât-ı hiss ile meşhur olan üç hayvandır. Biri at, biri fil, biri maymundur. Filin kini deveden daha ziyâdedir. Hatta İstanbul'a bir tarihte fil getirmişler; Bahçekapısı’ndan Paşakapısı'na götürürken o civarda bir manavın dükkânına hortumunu uzatmış ki elma, armut alsın. Manav filin hortumunu eliyle itmiş, kakmış. Paşakapısı'na gittikten sonra gece oradan fil kurtulmuş, dükkânlar kapalı olduğu halde o manavın dükkânını gece karanlığında bulmuş, dükkânın kepenklerini kırmış, manavı öldürmüş, yemişleri yemiş; işte filin kini ve zekâsı bu derecelerdedir, buyurdu.
Ali Çelebi’ye “Zembilli” tabiri nereden kalmıştır? Kendisinin oturduğu odanın penceresinden bir zembil -sarkaç, sepet- aşağı sokağa doğru sarkıtırmış. Fetva isteyenler isteklerini bir kâğıda yazar, o zembile koyar ve zembili oynatırmış. O da yukardan duyar, zembili çeker, cevabını o vakitte yazar, zembiline koyar, aşağı sarkıtırmış buyurdular.