Ama düşünceler bile her ne kadar temelsiz görünse de bir dayanak noktasına ihtiyaç duyar, yoksa onlar da döne döne ve mantıksızca kendi etrafında uçuşmaya başlar; onlar da hiçliği kaldıramıyorlar.
Masamın üstünde ne bir kitaba, ne bir gazeteye, ne bir yaprak kağıda, ne bir kurşun kaleme izin vardı, pencere bir yangın duvarına bakıyordu; benliğimin etrafında hatta kendi bedenimde büsbütün bir hiçlik inşa edilmişti. Elimden her şey almışlardı, zamanı bilemeyeyim diye saati bir şey yazamayayım diye kurşun kalemi...
İnsanoğlunu kendini bağımsızca rastlantının her türlü despotluğunun dışında tutan ve zafer taçlarını yalnızca tine ya da daha çok zihinsel yeteneğin belirli formuna sunan tek oyun.
Bir insan kendini ne kadar sınırlarsa o kadar sonsuzluğa yakındır; asıl böyle görünüşte dünyadan kopuk insanlar, o özel maddelerinde kendilerine akkarınclar gibi dünyanın garip ve gayet eşsiz minyatürünü inşa ederler.
Aralarında entelektüel üstünlüğün çeşitliliğini bir araya getirmiş, felsefeciler, matematikçiler, hesaplayan, hayal gücüne sahip ve çoğu zaman yaratıcı kişilerden oluşan satranç şampiyonlarının seçkin galerisine ilk kez tinsel dünyanın tamamen dışından birinin, en pişkin gazetecinin bile hiçbir zaman ağzından habercilik namına bir tek söz almayı başaramadığı, ağırcanlı, konuşmaya üşenen bir köylü çocuğu, zorla bu dünyaya girdi.