"Bahsettiğimiz Latince şiir şöyle başlar: "Çiçek, çiçeğimi kopar. Çünkü çiçek aşkı temsil eder". Şiirin özne sesi, aşkına armağanını kabul etmesi, duyularıyla fiziksel olarak etkileşim kurması için yalvaran adamın sesidir: "Çiçeği kokla, en tatlı Flora, her zaman güzel kokulu! Çiçeğe bak Flora! Onu görünce gülümse bana! Çiçeğe iyi konuş! Sesin bülbülün şarkısı. Çiçeği öp! Senin o kırmızı gül ağzına çiçekler yakışır". Bu Latin aşığı, çiçeğin biçimini veya dış güzelliğini daha endişeli bir kelime olan figura ile karşılaştırır. Son beyitteki bu güzel kokulu şarkıya acı ve melankolik bir nota getiren ve tesadüfen bunun neden Carmina Burana, el yazmasında illüstrasyon almış birkaç şiirden biri olduğunu açıklayan da aslında görsellerde kullanılan terimdir. Zevk, her zaman tehlike olasılığıyla yüklüdür ve amacı nihai olarak ulaşılamazdır. Bu şekilde, Şarkıların Şarkısı / Ezgiler Ezgisi'nde anlatılan kır çiçeği ve damadın öpücüğü, ilahi şeylerle iç içe geçmenin daha yüksek bir âlemine taşıyabilecek görünür ve deneyimsel işaretlerdir. Orta Çağ aşk sanatının hem sözlü hem de görsel kayıtlardaki en önemli ironisi işte bu şekildedir. Aşık için görüntü bir yandan sadece boş bir illüzyon gibi görünüyor. Her zaman yakalanması zor bir arzu nesnesi ama öte yandan bu boşluk, o arzunun inşasında vazgeçilmez bir dayanak işlevi görüyordu. İmge olmadan da aşk var olamazdı..."
Aşk, işlerinde ne saygı ne de mantık sınırlarını gözetir ve tıpkı ölüm gibidir. Yoksul çoban kulübeleriyle kralların görkemli sarayları arasında bir ayrım yapmadan saldırır.
_"Gördüğün kadarım, bildiğin kadarım. Bir adım var, bir işim, bir görevim, bir de..."
_"Bir de ne?"
_*"Bir de sen işte.."
> 📖| Bülbül Kapanı II, Loresima
> 🔖| Yayınevi: Ephesus Yayınları, Sayfa 166