Yağmurun toprağa düştüğü an Petrikor..
Eserde bir “Adam” ve bir “Kadın” var. İsimleri yok. Karakterler bu şekilde ilerliyor çünkü hissettiğiniz satırlarda kendinizi bulmanız, kendi isminizi yerleştirebilmeniz adına. Bu seçim kitaba çok büyük güç katıyor: Okuyucu kendini kolayca yerlerine koyabiliyor.
Hikâye bir ofis ortamında başlıyor, kadın ve adamın arasında güçlü bir çekim oluşuyor. Ama kitap olaylardan ziyade duygulara, iç çatışmalara, suskunluklara ve yarım kalmışlıklara odaklanıyor. Gökyüzü-yeryüzü metaforları, Lapis ve Oasis gibi gezegen imgeleri üzerinden insan ruhunun kozmik boyutunu anlatıyor. Aşk burada sadece iki insan arasında değil; varoluşsal bir çekim, aidiyet arayışı ve yokluk ülkesi'ne yapılan yolculuk gibi işleniyor.
Kadın ve adam birbiri için hissettiklerini anlamlandırırken Lapis ve Oasis gezegenlerinin çekim alanları bazen yaklaştı bazen uzaklaştı. Her gezegenin kendine ait bir karakteri, bir ruh mührü vardı: kimi ateşten doğmuş, kimi rüzgarın sırrını taşıyor, kimi karanlığında gölgesindendi, kimi ışığın kendisiydi.
Hayatta hissettiğimiz duygu durumlarını, ikili ilişkileri, gururu, inadı, yalnızlığı, hüznü her duyguyu barındırıyor Petrikor içerisinde. Okurken sakinlik hissi ile birlikte çoğu kısımlarda hayatın içerisinde inişli çıkışlı yaşadığımız duygu durumları oldukça samimi tanıdık geldi ve çabuk okuyabileceğiniz hislere, duygulara dayalı bir eser.