Başta sıkılarak okudum. Hatta uzun süre “olay ne zaman başlayacak?” diye düşündüm. Ama sonra fark ettim ki bu kitap olay anlatmıyor, bir insanın ruhunun nasıl çürüdüğünü anlatıyor.
Dorian Gray’in değişimini okumak sinir bozucuydu. Çünkü kötülük ona bir anda gelmiyor. Yavaş yavaş, güzel cümlelerin ve etkileyici fikirlerin içinde geliyor. En korkutucu tarafı da buydu zaten.
Lord Henry karakterine ayrıca sinir oldum. Çünkü kendi hayatını riske atmadan başkalarının zihnine fikir eken biri gibiydi. Sürekli konuşuyor, insanları etkiliyor ama sonuçlarını yaşayan hep başkaları oluyor. Kitap bence burada “fikirlerin sorumluluğu” meselesini çok sert işliyor. Bazı insanlar kendi söylediklerini yaşamaz ama başkalarının hayatını değiştirir. Dorian’ın çürümesinde bunun payı çok büyüktü.
Dorian’a bazen kızdım, bazen acıdım. Çünkü en sonunda anlıyorsun ki yıllarca portreden değil, kendi vicdanından kaçmış.
Kitabın başındaki o ağır tempo sonlara doğru yerini rahatsız edici bir huzursuzluğa bırakıyor. Bitince geriye güzellik değil, içten içe çürümüş bir ruh hissi kalıyor.