Hepimiz büyüyor ve şekil değiştiriyoruz, düzeltilmesi gereken bazı zayıflıklarımızı fark ediyoruz, her zaman en iyi çözümü bulamıyoruz, ama duvarları veya kapıları ya da pencereleri değil, içimizdeki boşluğu, içinde ibadet ettiğimiz ve bizim için en sevgili ve önemli olanı beslediğimiz boşluğu şereflendirmek için, her şeye rağmen dimdik ve dürüst biçimde ayakta kalmak için çabalamayı sürdürüyoruz.
Evet, hepimiz birer katedraliz, buna şüphe yok; fakat içimdeki katedralin en derin yerindeki bu boşlukta ne var?
Esther, Zâhir.
Boğaziçi’nin o ihtişamlı yalılarında saklanan derin yalnızlıklar, toplumsal ahlakın ve sadakatin sınırlarını paramparça eden marazi bir tutku ve trajediyle mühürlenmiş ölümsüz bir yasak aşk hikayesi... Halit Ziya Uşaklıgil’in insan psikolojisini, Servet-i Fünun estetiğini ve aristokratik çürümeyi dâhice harmanladığı, Türk edebiyatının miladı sayılan o anıtsal eseri "Aşk-ı Memnu"yu okumak; Bihter’in o intihara sürüklenen feryadını işitirken, insan kalbinin en dehliz, en günahkar ve en çıplak arzularıyla soluk soluğa yüzleşmek demek. Edebi gücüyle hafızalardan asla silinmeyecek bu görkemli şaheseri kesinlikle tavsiye ederim.
Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk realist ve modern roman kabul edilen, Servet-i Fünun döneminin, insan psikolojisinin ve estetik dilin sarsılmaz, dahi kalemi Halit Ziya Uşaklıgil’in 1899-1900
Gün öyle kısa ki sizinle ve yalnız ufak tefek birkaç işle geçip sonlanıyor. Hakiki Milena' ya yazmak için neredeyse hiç vakit yok, ama daha hakiki olanı tüm gün buradaydı, odada, balkonda, bulutlarda.