Chestnut Springs serisinin ikinci kitabı Kalpsiz yorumu ile geldim!
İlk kitaptan daha çok sevdiğimi en baştan söyleyeyim. Tam anlamıyla keyifli, akıcı ve kalbi sıcacık yapan bir romantik kitaptı. Sayfalar akıp gitti.
Willa tam anlamıyla bayıldığım kadın karakterlerden biri oldu. Deli dolu, cesur, düşündüğünü söylemekten çekinmeyen biri. Böyle karakterlerde ince bir çizgi vardır; bazen fazla zorlanınca itici bir hâl alabiliyorlar ama Willa kesinlikle öyle değildi. Enerjisiyle hikâyeye nefes olmuştu.
Bir de Cade var tabii… Huysuz, içine kapanmış bir bekar baba. Eşinden sonra hayatına kimseyi almamış. Willa’dan etkilenmesine rağmen hemen kendini bırakmaması karakterine çok uygundu. Eski karısı ise tam anlamıyla sinir katsayımı yükseltti…
Cade’in hayata bakışı gerçekten kalbimi kırdı. Beklentilerini öyle düşürmüş ki, hayatına ne kadar az insan alırsa o kadar az hayal kırıklığı yaşayacağını düşünmüş. Tek amacı oğlunu güzel yetiştirmek olmuş ve bu da onu yalnız bir hayata itmiş. Onun bu kırgın tarafını okumak içime dokundu.
Ama kitabın yıldızı benim için kesinlikle Willa ve Luke ilişkisiydi. Aralarındaki bağ o kadar sıcak ve doğal hissettirdi ki okumaya doyamadım. Hele kitabın sonunda Luke’un Willa’ya söylediği o şey… İşte orada gözlerim doldu. Sonunda gerçek bir anne sevgisine kavuşmuş gibiydi.
Huysuz adam x güneş gibi kadın dinamiği, aile sıcaklığı ve duygusal romantizm seviyorsanız Kalpsiz bence şans vermelik. Ben ilk kitaptan daha çok sevdim!