• “Aşk ile edebiyat arasında kendince bir ilişki kurmuştu Hasan da, diğer bütün kahramanlar gibi. Önce aşkını (büyük) göstermek için başvurmuştu edebiyata. Duygularını abartan birkaç şiir, sabahları derse girmeden önce Pervin’in eline tutuşturduğu özlem, pişmanlık, kızgınlık mektupları, ünlü edebiyatçıları aşkının sözcüsü yapan alıntılar... Sonunda da karşılıksız aşkından arta kalanın süslü tasviri. Yazdığı her şeyi çok seviyordu, belki Pervin’den de çok. Aşk ile edebiyat arasında bir tercih yapmış ve kendisini seçmişti.”
    Barış Bıçakçı
    Sayfa 30 - İletişim Yayınları, 13.Baskı
  • 360 syf.
    Murat Menteş yazsın, ben okurum düşüncesindeyim ama bu kitabına, kendisine olan hayranlığımı katmadan, eğrisiyle doğrusuyla yorum yapmak niyetindeyim (bu arada, ne yazarsa okurum dedim ama şiir kitabını ve Dublörün Dilemması'nı hala okumadım, çaktırmayın).
    Ruhi Mücerret'teki gibi, yine bir kaos ortamı ile karşımıza çıktı yazar. Orada da Coca Cola ile Pepsi'yi birbirine kırdırmıştı hatırlarsanız. Burada da sahnemiz Titanik. Titanik demişken aslında kapaktan da bahsetmek lazımdı, hemen bir geri dönüş yapalım. Kitabın kapağı baya şenlikli. Las Vegas kumarhaneleri ile (teşbihte hata olmaz) Çin kerhaneleri arasında bir seviyede. Ve Ruhi Mücerret kitabından da alıştığımız üzere, üzerinde bir zımbırtı var. Hani şu, çocukken oynadığımız, oynattıkça farklı görüntüler veren şey canım, adını bilemedim işte. Hah hah işte o. Bunda Titanik resmi mevcut, bir de kurukafa eşlik ediyor Titanik'e, onda ise Orhan Gencebay ve Cüneyt Arkın vardı hatırlarsanız. Orhan Gencebay demişken, yazarın, kendisine sevgisi yüksek düzeyde olmalı ki, Orhan Bey düzey değiştirince yazarın sitemi de bariz ortaya dökülmüş. Ben de hak veriyorum kendisine.
    Kitabın içeriğine devam edelim. Kapakta karakterlerden kısaca bahsediliyor ki içeri girdiğinizde kim kimdi diye karıştırmayın. Marco Montes, başta ana karakter gibi görünse de sonrasında Refik Risk ve Şifa Şavk karakterlerine ait bölümler de olacak. Zaten kimin kim olduğu da bir yerden sonra birbirine karışacak. Absürtlük bu adamın tarzında var. Bu arada, önceki kitaplarını okuyanlar, tanıdık yüzlere de rast gelecekler bu kitapta. Yazar, diğer kitaplarına ara ara bkz. vermiş gibi olmuş sanki.
    Ana mekan olarak Titanik kabul edilebilir olsa da hikayenin devamında Fas, Mısır gibi ülkeler de işin içine karışacak. Ve tabii ki de İstanbul'da bu nümayiş içerisinde kendisine düşen payı kapacak. Anlatım olarak, Murat Menteş tarzına aşina olanlar yadırgamadan, hatta severek okuyacaklardır bu kitabını da. Ben severek okuyanlar tayfasındanım elbette ve hatta bende daha da ötesi, severek okumanın yanında üslubuma ve hayal gücüme olan katkılarını da gözardı edemeyeceğim bir etkisi vardır Murat Menteş kitaplarının. Yine de bu kitabında kurguyu biraz eksik buldum. Ayrıca da sürekli tekrara düşüyor hissi veren benzetmelerin, biraz tadı bozduğu da aşikar. Ama adamın tarzı bu diyoruz ne yapalım?
    Bir başka detay ise, yine Murat Menteş kitaplarının vazgeçilmez öğesi: Aşk... Refik'in Şifa'ya olan aşkı ve mektupları harikaydı resmen. Handiyse Şifa'ya ben bile aşık olacaktım artık :) Şifa'nın şifa veren güzelliği yanında, Refik'in felsefe dolu yaklaşımları, kitaba tat veren güzel detaylardı yani.
    Diğer kitaplarına nazaran olay örgüsü olarak bende biraz daha geri planda kalsa da, yazarın ve türün meraklılarının okuyup beğenecekleri bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • 152 syf.
    ·2 günde·7/10
    1969 yılında Şili kıyılarındaki küçük Isla Negra kasabasında geçiyor hikayemiz. Köyün postacısı genç Mario tek bir kişiye posta getirir o kişi kasabada münzevi hayatını süren Şilili ünlü şair Pablo Neruda.

    Mario sadece o Neruda’ya posta taşımaktadır ilk zamanlarda samimi olmamalarına rağmen Mario Nedura’nın şiir kitabını alır ve onu okur zamanla Neruda’ya samimi hisler beslemeye başlar bu his zamanla tutkuya ve hayranlığa dönüşür ve tek isteği ona şiir kitabını imzalatmak. Zamanla dostukları ilerler ve birbirlerine açılmaya başlarlar ve Mario ona neden isveçten gelen mektupları ilk açtığını sorar böylece Neruda’nın Nöbel Edebiyat Ödülünü kazanmayı beklediğini öğrenir.
    Neruda ödül beklerken devlet başkanlığına aday gösterilir, ama Salvador Allende seçilir. Bu arada Mario ilk aşk deneyimini Beatriz ile yaşamaya başlar ve Neruda’nın şiirleri ile kızı tavlar.
    Salvador başkan seçilince Neruda’yı Paris’e büyükelçi olarak gönderir.
    Bu arada Mario aşkına kavuşur ve yuva kurarlar.
    Neruda Paris’teyken Mario’dan alışılmadık bir yardım ister.

    Arka kapağında yazdığına göre bir kısmı gerçek bir kısmı kurgu olan kitap dönemin darbe olayınıda içinde barırıdırır.

    Yazı dili olarak gayet temiz ve sade yazılmış Türkçe’ye güzel çevrilmiş sıkılmadan okudum zaman zaman hikayeden kompa oluyor nereden nereye geçtti diyebiliyorsun ama bence şans verilmeli.
    Ben okurken Pablo Neruda ile tanışmış oldum okurken sürekli internette Neruda’yı araştırdım keyifli bir süreçti.
  • Çünkü eğer aşkta hesap olsaydı ben sende borç batağına saplanmış olurdum.
  • 68 syf.
    ·8/10
    Bir söz vardır, bir kızı on kişi ister , kız kendisini istemeyen onbirinci kişiyle kafayı bozar :) Bu söz bu öyküye bence "cuk" oturmuş vaziyette. Hayır yani seni kalbiyle sevmiyor amacı farklı adamın sen ne diye zorluyorsun :) mizah bir yana klasikten öte bir aşk mektupları olmuş. Ancak ölüyorum,bitiyorum tarzında olmuş, bir "Milena'ya Mektuplar" gibi nükteli değil, ergenlik yaşlarda yazılan egosantrist cümlelerden ibaret olmuş sanki. O değil ben de hep S. Zweig'i eleştiriyorum. 3 kitabını okudum, dün de "Bir Çöküşün Öyküsü" nü okumuştum. Bu eserinde ve "Bir Çöküşün Öyküsü" adlı eserinde neden intihar teması var? Ve de yazara bakıyoruz yazar gerçekten hayatına son veriyor. Eğitim Psikolojisine çalışan öğretmen ve öğretmen adayı arkadaşlarım iyi bilir; Frued'in "Savunma Mekanizmaları" vardır. Bunlardan birisi de "Yüceltmedir." Yazar intihara teşebbüsü var ancak bunu kendisine ve toplumun baskısından dolayı kendini öldürmeyi istemiyor ya da Naziler tarafından öldürülmekten korkuyor ve bunu da öykülerine yansıtıyor. Ancak kendisini de öldürmesi "İd"in savunma mekanizmalarını bile bastıramayacak durumuna getirmiş. Sözün kısası güzel bir kitap okunmalı ancak bir "Milena'ya Mektuplar" değil. Son bir şey daha; ölüyorum,bitiyorum diye gerçekten sevenler evlenince de o sevgi devam ediyor mu ?