Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesigine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansiz bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Karmakarışık hislere kapıldım. Aralarında nefret de vardı, isyan ve hüsran da. Kendimi tutamayarak haykırdım: " Fakir bir babanın evladı olmak ne fena!"