Haticetü'l Kübrâ

Haticetü'l Kübrâ
@aski_ilahi
Reklam
Hazreti Âişe-i Sıddıkâ
Hazreti Âişe radıyallahu anha, Rasûlullah Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem mübarek hanımı, mü’minlerin annesi… Nikâhı Allah Teâlâ’nın emriyle gerçekleşen genç, zekî, âlime, edepli, iffetli ve sâliha bir hanımefendi… Hizmetiyle, ilmî kabiliyetiyle ve İslâm’ı tebliğdeki gayretiyle Efendimizin özel sevgisine mazhar bir mücâhide, en çok hadis rivayet eden annemizdir. Varlıklı bir âilede büyüyen Hazreti Âişe annemiz Fahr-i Kâinat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemle sekiz sene kadar birlikte yaşâdilar. Sıkıntılı günler geçirdiler. Evlerinde yemek pişmediği, yiyecek bir şeyin bulunmadığı zamanlar oldu. Ama bir defa olsun bundan şikâyetçi olmadı. Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin gönlünü incitecek bir harekette bulunmadı. O sevgi dolu bir gönle sahipti. Efendimizi çok severdi. İki Cihan Güneşi efendimiz de onu severdi. Hazreti Âişe (r.anhâ) annemiz ahlâk ve faziletiyle örnek bir hayat yaşadı. Peygamber evinde büyüdü. Onun nuruyla yetişti, gelişti ve şahsiyetini olgunlaştırdı. Efendimiz onu her konuda bilgilendirirdi. Onun anlıyacağı tarzda ona davranırdı. Yerine göre onunla koşu yaptı. Mescidde savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyrettirdi. Onun nazına katlandı. Birlikte gece gezintisine çıktı ve sohbet etti. İlmi müzâkereler ve ciddi konular görüştü. Hazreti Âişe annemiz çok kısa zamanda âlim sahabilerin müracaat kaynağı haline geldi. Bu hususta Ebû Musa el-Eş’arî (r.a) şöyle diyor: “Bizler, Peygamber’in ashâbı bir hadisi anlayamadığımızda, müşkül bir mesele ile karşılaştığımızda gider Hazreti Âişe’ye sorardık. O da bize doyurucu bilgi verirdi.” O yedi fıkıh âlimi içinde yer aldı. Bunlar, Hazreti Ömer, Hazreti Ali, İbni Mesûd, İbni Abbas, Zeyd ibni Sâbit ve Hazreti Âişe’idi. Fıkıh ve içtihadda görüşü keskindi. Ferâiz (Miras) ilmini iyi bilirdi.
Din
Hazreti Fâtımatü'z Zehrâ
…Hz. Fâtıma (r.a.) Nebîler Efendisinin son çiçeği… Peygamber Efendimiz’in dünyada neslini devam ettiren nur yumağı… Kızlarının en küçüğü… Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin’in (r.a.) anneleri… Hz. Ali’nin (r.a.) zevcesi… Eli değirmen döndüren “Fâtıma ana” diye anılan bir sultane anne… Beyi ve çocuklarıyla Ehl-i Beyt’i teşkil eden ümmetin hanımlarının seyyidesi… Cennet hanımlarının efendisi… Hz. Fâtıma, İslamiyet’in gelmesinden yaklaşık bir yıl önce Mekke’de doğdu. Resûl-i Ekrem Efendimiz ona “Fâtıma” adını verdi. Deylemî’nin Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: “Onu sevenleri, Allah’ın Cehennemden uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim.” buyurdu. Fâtıma, “sütten kesilmiş” anlamına gelmektedir. O, Zehra ve Betül lakablarıyla meşhurdu. Zehra; “Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak, ve aydınlık yüzlü kadın” manasına, Betül ise; “Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah’a yönelten, iffetli ve namuslu kadın” anlamına gelmekteydi. O, yaşının küçük olması sebebiyle ve bilhassa anneciği Hz. Hatice’nin vefatından sonra babacığının yanından hiç ayrılmadı. Bazen babasının elini tutup Mekke sokaklarında gezdi. Bazen da babasının peşini takip etti. Müşriklerin işkencelerine maruz kalan babacığına yardımcı olmaya çalıştı. Bir gün babasıyla Kâbe’ye gitmişlerdi. Kureyş Müşrikleri onları görünce toplandılar ve fısıltı halinde birbiriyle konuşmaya başladılar. Babacığı Kâbe’nin yanında namaza durdu. Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Muayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek babasının sırtına koydu. Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar. Buna çok öfkelenen küçük Fâtıma babacığının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini temizlemedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz secdeden başını
Din
Hazreti Haticetü'l Kübrâ
Hz. Hatice, Peygamber Efendimiz’e ilk inanan ve ona ilk zevce olma şerefine eren bahtiyar annelerimizden… Kibar, nâzik, afif ve edeb timsali bir hanımefendi… Mü’minlerin annesi… Hazret-i Hatice, yeryüzünde İslâm’a ilk inanan insan. Resûlullah Efendimiz’in Peygamberliğine ilk destek veren şerefli bir eş. Efendisinin en sıkıntılı anında, sözleriyle onu teselli eden, sevgisiyle, saygısıyla büyüklüğünü gösteren, bakışlarıyla, hizmetiyle gönlünü ferahlatan neşe dolu bir arkadaş… Kendisinden sonra gelecek İslâm hanımefendilerine, hayatı anlama, kavrama ve yaşama konularında olduğu kadar, İslâm davasına sahip çıkma hususunda da Efendimize gösterdiği refikalığı ile eşsiz bir örnek . O, İslâm’dan önce “Tâhire” lakabıyla anılırdı. İffet timsali bir hayatı vardı. Soyu sopu, zenginliği, güzelliği ve olgunluğu ile şeref timsali annemiz büyüklüğüne büyüklük katan, firasetli davranışıyla şeref ve izzetini artıran şu sözleriyle Efendimize destek verdi: “Sana kim inanmaz ki? Önce ben inandım.” deyip kelime-i şehadet getirdi. İslâm’ın ilk mü’mini oldu. Allah Resûlü’nün ilk destekçisi oldu. Ona sevgisini, sadâkatini, itaatini ve refikalığını gösterdi. Dünya durdukça bu yüce davranışıyla anılmasını sağladı. evgili hanımının iman etmesi üzerine Efendimiz büyük bir moral buldu. Hemen ona abdest almayı öğretti. Sonra Cebrâil’den (a.s.) gördüğü şekliyle birlikte gizli gizli namaz kılmaya başladılar. Bir müddet sonra çocuk yaşta Ali (k.v.) onları ibadet ederken gördü. Ne yaptıklarını sordu. Efendimiz’in açıklamaları üzerine o da Müslüman oldu. Yeryüzünde üçüncü Müslüman olma şerefine erdi. Vefâ ve sadâkat timsali Hazret-i Hatice vâlidemiz, müşriklerin zulmü karşısında Efendimizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Servetini onun dâvâsı uğrunda harcamaktan geri durmadı. Yirmi beş yıl kadar süren,
Din