O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner Azrail'e hoş geldin diyebilmekte hüner. ** Açma pencereni perdeleri çek: Monna Rosa, seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek; Anla Monna Rosa, ben öteliyim... Açma pencereni, perdeleri çek. Perde ve pencere metaforları üstat Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç'un şu dizelerinde beraber değerlendirildiğinde pek çok derin manaları barındırdığı görülecektir. Onlardan birini şöyle ifade etmek mümkündür.. Öteli olmak ve bir bakışın ölmeye yetecek olması "Hz Peygamberin "ölmeden önce ölünüz" fermanına işaret etmekle birlikte, beşeri aşktan ilahi aşka geçişin bir basamağı olarak da karşımızda durmaktadır. "Azrail'e hoş geldin" diyebilen bir mümin nazariyesi; perdelerin çekilmesi ile beşeri aşkın sınırlarının aşılmasına imkan sağlayan bir lütfun da işaretidir. Böylece ötellilik sırrıyla nazarını ahirete çeviren bir mümin, kendisini ölümün kıyısına getirecek bir aldanıştan sıyrılmakla birlikte Azrail'e dost, Resulü Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimize hakiki bir yoldaş olma nimetine erişecektir..
birini severken bir digerini yarı yolda bırakıp mutsuz olan bizim gibi acemiler ne anlar asktan.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
benim asktan yana kısmetim ne zaman açılacak hep paradan açılıyor
«[Sohbette birisi] "Şefkatin aşktan üstün olduğunu Mektûbât'ta yazıyor." deyince [Mehmed Feyzi Efendi] "O şevktir. Aşkta haddi aşmak (ifrat) var, şevkte yok." buyurmuşlardı.» [Nakleden: Necati Kertiş, Mehmet Feyzi Efendi'den Hatıralar (2 Cilt Takım) - 2 (Karanlıktan Nura), s. 99]
1000Kitap
MEVLÂNÂ’DA AKIL-AŞK İLİŞKİSİ Tasavvufî düşüncede şüphesiz en çok tartışılan konulardan biri de akıl ve aşk ilişkisidir. İslam tasavvufunda aklın hakikati tecrübe etmede yetersiz kaldığı her halükarda vurgulanmaktadır. Mevlâna’da aşk her şeyden önce akla karşılık gelen bir yeti görünümündedir. İlahi aşkı en derin anlamda tecrübe eden, bu tecrübenin tecellileri karşısında aşk sarhoşluğuyla kendinden geçen Mevlânâ öteleri kavramanın ve bu alanda birtakım feyizler alabilmenin tek yolunun aşk olduğunu savunur. Onun, akıl-aşk ilişkisinde tercihini aşktan yana yaptığını görmekteyiz. O duygu ile iradeyi ön planda tutar, aşk ile fikrin, iman ile aklın terkibini savunur. Ancak buna bakılarak Mevlâna’nın aşk adına aklı inkâr eden bir sûfi olduğunu söylemek yanlış olur. Mevlâna bu noktada akıl ile aşk terkibini, bu ikisinin kucaklaşmasını önermektedir. Mevlânâ gerçek âlemde Allah’a ulaşmak için çok farklı bir yol olduğunu söylese de öncelikle aşka, ardından da bilgiye ve hakiki akla vurgu yapar. Allah’ın insanoğluna en büyük lütfu şüphesiz akıldır, fakat akla anlayışı, hoş geçimi, hoşgörüyü, sabrı, hilmi, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de, insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. Akıl pervane, sevgili de mum gibidir. O, hiçbir akla sığmaz, hiçbir akılla anlaşılmaz. Akıl yüzlerce mühim işe dağılmış binlerce isteğe, mala mülke bölünmüş! Bu cüzleri aşkla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dımışk gibi hoş bir hale gelesin. Q Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli aşkla bulabilirsin ancak. Allah senin şu aklından
Aşktan daha büyük hediyye yoktur...
- Baba? - Bize yeni bir Anne bulacak mısın? - Ben başka istemiyorum. Annen benim için olabilecek tek kadındı. Hayatımın aşkıydı. Ama aşk demek, kayıp demek oğlum. Anlaşmanın bir parçası. Bazen canın acıtır ama sonunda hepsine değer. Aşktan daha büyük hediyye yoktur... (How to Train Your Dragon: The Hidden World)
İnsan ve Duygular