modern toplumun göründüğünün aksine özgürlükçü değil aksine daha ahlakçı, baskıcı ve ikiyüzlü olduğunu savunan lawrence, belki de bu kitabın 31 yıl boyunca yasaklanacağını en başından beri biliyordu.
ilk bakışta sıradan bir yasak aşk ya da çarpık ilişki romanı gibi görünen eser, aslında bundan çok daha fazlası. tarımsal ingiltere’den sanayi ingiltere’sine geçişi sert bir şekilde resmeden roman, toplumun nasıl dönüştüğünü ve bu dönüşümle birlikte insanların nasıl yozlaştığını anlatıyor.
romanın merkezindeki karakter lady chatterley yani connie ise bu yozlaşmış dünyanın içinde mutluluğu arayan bir kadın. ama connie yalnızca mutluluğu değil, kendini arıyor aslında. bu arayış; kadınların bastırıldığı bir toplumda bir kadının kimlik mücadelesini, savaş sonrası çöken soylu bir erkeğin kırılganlığını ve sınıfsal statüsü olmayan bir adamın bastırılmış umudunu aynı potada buluşturmuş.
bu üç figür arasındaki ilişki, basit bir yasak aşk üçgeninden ibaret değil. sınıf, beden, iktidar ve modern ahlak üzerine kurulu bir tartışma. bu yüzden çok değerli bir roman olmuş.
spoiler:
eğer kocası savaştan sonra işini kaybetmese ve belden aşağı felç kalmasaydı, connie büyük ihtimalle kendi kimliğini keşfedemeyecekti. onu aldatmaya iten sebep kocasının cinsel yetersizliği değildi çünkü clifford, sakatlanmadan önce de connie’ye yatakta hiçbir zaman istediğini vermemişti. asıl problem onun bir kadın olarak sürekli bastırılmasıydı.
simone de beauvoir’ın “kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü bunun içindir aslında. connie’nin kadınlığı, arzuları ve sınırları kendi deneyimlerinden değil, kocasının ve sınıfının ona biçtiği rollerden ibaretti. clifford sakat kalmasaydı onu sokakta, evde, mutfakta ve yatakta ezmeye devam edecekti çünkü bu ataerkil düzenin normalleştirdiği bir tahakküm biçimi.