Yazardan okuduğum üçüncü kitap bu. Yine geçmişten gelen seslerle dolu, bugünü yaşan bir karakter var. Vidar, bir tarih öğretmeni. Ama okulda bir öğrencisine uyguladığı iddia edilen şiddet nedeniyle uzaklaştırma aldığı bir dönemde tanıyoruz biz onu. Okurken aklıma ilk gelen The Hunt (Onur Savaşı) filmi oldu ilk etapta. Ortada ters giden bir durum olduğu kesin, video görüntüleri var Vidar öğrenciye saldırırken. Ama öğrenci Mellberg de sütten çıkmış ak kaşık değil. “Evde kuralları çocukların koymasına izin verilen, ebeveynlerin dizginleri teslim ettiği ailelerden çıkan çocuklarda görülen o yetişkinlere karşı saygısızlık” konusunda deneyimli bir genç. Vidar, onu bir öğrenci ile kavga ederken ayırmak isterken çocuk bir şey söylüyor ve Vidar o an kontrolünü kaybediyor. Okuldan uzaklaştırıldığında bu konu üzerinde düşünmeye başlıyor Vidar. Çocuk ne söyledi de bu kadar öfke patlaması yaşadı hatırlamıyor. Ama düşünceleri onu çocukluğundaki sabit bir tarihe 17 Haziran 1986’ya götürüyor hep. O gün ile bugün yaşadığı olay arasında bir bağ olduğuna emin Vidar. Bizi de okur olarak ikna etmeyi başarıyor buna. O 17 Haziran’da ne oldu diye hatırlamaya çabalarken, belleğindeki anıları çıkarma yöntemi çok ilginç olmuş bu kez. Yazlık evin telefonunu arayarak geçmişteki o tek güne ulaşıyor her seferinde. An be an canlanıyor gözünde o gün yaşananlar. Eksik parçalar da annesi ve ablası tarafından tamamlanıyor. Elimden bırakamadan okudum yine. Ama hala en beğendiğim kitap “Hayatta Kalanlar” sanırım. Malma İstasyonu da ikinci. Onun yarattığı şok etkisi, belki üç roman boyunca yazarın tarzına alıştığım, anne ile olan sorununa aşina olduğum için, bu kez daha azdı. Ama yine çok beğendim. Alex Schulman severler zaten kaçırmaz da, yeni tanışacaklara da benim önerim olsun.